Kıraç'a açık mektup

Sevgili sanatçımız Kıraç'a bir müjdem var!
Onu rahata kavuşturacak bir buluşa imza attım; "Kendinden titrek sahne".
Artık konserler Kıraç için çok daha rahat geçecek. Sabahtan akşama kadar sahnede melemesine gerek yok.
Sen dümdüz oku Kıraç! Biz sesini titretiriz...

Çoban Kıraç, Koyunsever Kıraç.

Bulmaca ve bilim

Kare bulmaca yazarı; Ayıp ediyorsun.
Sen koskoca periyodik tabloyu al, bulmacanın boş kalan yerlerini doldurmak için sağa sola dağıt dur.
Silisyum'un simgesi... Potasyum'un simgesi... İki harf oraya sıkıştırayım üç harf buraya.
Sen lisede periyodik tablo eğitimini bulmaca doldurmak için mi aldın güzel abim?

Bilimi amaçlarına alet etmek işte böyle birşey.

Sabırlı olmak

Bardağın, tabağın sonunu beklemeyen garson.
Acelen ne evladım?
Mutfakta bardak mı kalmadı?
Bilmez misin kimi insan tabağındaki en güzel lokmayı en sona saklar. Biranın dibinde şöyle bir yudum bırakayım da tek hamlede hüpleteyim diye heycanlanır durur.

Ama sen napıyorsun?
Ansızın çıkıp uzaklara götürüyorsun o son yudumu, o tatlı lokmayı.

Patronun olaydım iki dakkada kovardım seni.

İçten gelen sese verilen kulak

İnsanın vereceği kararlarda her zaman iç sesini dinlemesinden yanayım.
İçinizden gelen ses ne diyorsa doğrusu odur.
Özellikle, sıcak mı soğuk mu belli olmayan havalarda dışarı çıkarken...
İç sesin her zaman bir fikri vardır. Mesela;
"Hava iyi, yanına başka birşey alma, tişört yeter..." der.
Ama sen içinden gelen sese güvenmeyip çevrendeki birine sorarsan yanılır, gün boyu elinde ceketle ordan oraya dolanırsın.

Aradığınız uzaklarda değil, hemen burda, içinizde...

Darılganlık ve bilinmeyen muhitler

Kimi zaman fazla bilmediğim bir muhitteki bir binayı arıyorum.
Sora sora Bağdat bulunur misali.
Birkaç kişiye sorduktan sonra aradığım yere yaklaştığımı hissediyorum. Artık sormasam da bulurum aslında.
Ama işim garanti olsun diyorum, bir esnafa daha sorayım.
Sorduğum son esnaf bana alakasız biryeri tarif ederse eğer, durumu hiç bozuntuya vermiyorum. Tarif ettiği yöne doğru biraz yürüyüp, adamın dükkanına döndüğünü görünce yönümü değiştiriyorum. Maksat gönlü olsun.
Çünkü bir esnaf, dükkanının çevresini iyi bildiğini herkese göstermek ister. Söylediği yöne gitmezseniz ayıp olur.

Esnaflar da darılır.

Hain mide

Büyüklerimiz hep söyler; "Herşeyin başı sağlık".
"Vücuduna iyi bakmazsan o vücut ilerde senden intikamını alır, seni yarı yolda bırakır" derler.
Bana sorarsanız, böyle bir durumda vücutta intikamı en kötü şekilde alan organ midedir.
Vücudu aç mı bıraktın?
Mide en başta bu duruma hiç sesini çıkarmaz. Sessiz bir ortama gitmenizi ve çevrenize çok samimi olmadığınız insanların toplaşmasını bekler. Sonra en olmadık yerde yüksek sesle guruldayarak sizden intikamını alır.
Siz birşeyler yiyene kadar aralıklarla guruldayarak herkesin içinde sizi taciz eder.
Siz de utana sıkıla etrafınıza gülücükler saçar durursunuz.

Herşeyin başı sağlık.

Vestiyer

İnsanın her çaresizliğini paraya dönüştürmeye çalıştıran mantık asabımı bozuyor.
Bunların en önde geleni ise vestiyerciler.
Gidiyorsun bir etkinliğe, konser alanına girerken bir bakıyorsun "Vestiyer 5 TL".
Cimrilikten pintilikten değil, o mantığın oyuncağı olmamak için, içerisi ne kadar sıcak olursa olsun, alırım paltomu kolumun altına, terlerim, pişik olurum, konseri kendime zehir ederim ama o 5 TL'yi vermem.

Kullandırtmam kendimi.

Üretmezlik

Calgon kadar yerinde sayan şirket bilmiyorum.
Kendimi bildim bileli reklam konusunda ikinci bir fikir üretemedi adamlar.
Bir çamaşır makinesi ustası, bir ev hanımı bir de onları buluşturup kadının yüreğine indiren Calgon görevlisi.
İşte bir Calgon reklamının tarifi bu kadar basit.
İlerle diyorum Calgon ilerle.

Kireçli rezistansa içlenen teyze numarası da bir yere kadar.

Hani?

Ortaokulda, lisede matematik dersinde söylenip duran bir grup gençtik.
Söyledik söyledik sesimizi duyuramadık.
Ne zaman; "bu matematik ilerde ne işimize yarayacak" desek, bilmişin biri çıkıp; "Olur mu hiç!! Matematik hayatın her alanında lazım.." diyip durdu.
26 yaşına geldim, göremedim. Hani noldu o integraller, permütasyonlar?
Hani nerdesin bilmiş matematikçi?

Yeni nesile sesleniyorum; Matematik, ebay'den alacağınız ürünün TL fiyatını hesaplamaktan başka hiçbir şeye yaramaz.

Taraftar

Şu futbol taraftarı ilginç şey.
Gün geçmiyor ki yeni bir özelliğiyle karşımıza çıkmasın. Kendi borçlarından çok takımının borcuna kafa yorması da bunlardan biri.
-Abi Galatasaray'ın 100 milyon dolar borcu varmış.
-Abi borçları kapatmazsak takım ceza alacakmış.
-Abi yıldız oyuncu aldık ama o kadar da borcumuz var, nasıl ödeyecez? 

Havaalanında futbolcu karşılayan, gidip antremanı tribünden izleyen, takımın borcuna kederlenen adam; Taraftar

Evrende yaşam

Uzaylılar ve dünya dışındaki yaşam hep ilgimi çekmiştir. UFO'lar üzerine çok kitap okudum, çok belgesel izledim.
Özellikle sık sık haber bültenlerine konu olan, UFO gören insan röportajlarını takip ettim.
Yıllar sonunda bu konuda deneyimlediklerim bana şunu öğretti;
"UFO gören insan ve bayan otobüs şöförü gören insanın verdiği tepki birebir aynıdır."
Bir gece yürürken gökyüzünde parlak bir ışık mı gördün?
-"Aha UFO"
Bir gece yürürken yanından bir bayanın kullandığı belediye otobüsü mü geçti?
-"Aha kadın otobüs şoförü"

Aynı heyecan, aynı şaşkınlık...

Ayvalık bilinmezi

Kimliğini kaybetmiş bir yiyecek daha...
Ayvalık tostu...
Tost olamayacak kadar büyük, hahvaltıda yenmeyecek kadar haşmetli.
Büfecinin gözbebeği, müşterinin kafa karışıklığı.
-Öğlen oldu tost yenir mi?
-"Tost değil oğlum Ayvalık tostu".

İşte budur onun hikayesi.

Bir nevi evcilik oyunu

Monarşiyle yönetilen ülkeleri ciddiye almıyorum, alamıyorum.
Sanki hayal aleminde yaşıyorlar.
Ülkenin başında prens var prenses var.
Bari dış işlerinize Rapunzel, iç işlerinize Polyanna baksın da tam olsun.
Savunma bakanı da He-Man olur.

21. yüzyılda biraz gerçekçi olalım allaşkına...

Doğuştan şanssız

Bazen güzel, anlamlı özlü sözler geliyor aklıma.
Bir kağıda yaz çerçeveletip duvara as.
Genç bir çocuğa söyle, hayat felsefesi yapsın başarıdan başarıya koşsun.
O biçim yani.
Ama unutulup gidiyor.
Aynı sözü Oscar Wilde söylese şimdiye hepinizin dilinde sakız olmuştu.

Yanlış zamanda doğmuşuz azizim...

Peygamber sabrı

Kolay kolay sinirlenmem, peygamber gibi adamım maşallah.
Ama bazı durumlar var tabi.
Misal süpermarkete girer alışverişimi yaparım, kasadan geçirdiklerimi poşete koymaya çalışırım poşet açılmaz.
İşte o zaman çıldırrım, kan beynime sıçrar. Kasiyer sıradan geçirip geçirip yığar önüme ürünleri, ben daha ilk poşeti açamamışım.
Biriken ürünler, sırada bekleyen insanlar, inatla para üstünü uzatan kasiyer...
Gel de çıldırma.

Biz de insanız sonuçta.

Tam sayılar

Ölmeden önce görülecek 100 şehir.
Ölmeden önce izlenecek 1000 film.
Ölmeden önce tadılacak 50 lezzet.
Bakıyorum da sayılar hep tam. Sayıları tamamlayalım diye arada millete kötü şehir, dandik film, tatsız yemek tavsiyesinde bulunacaksınız, yazık olacak. Adam ölmeden önce bir de bunlarla uğraşacak.

Ölmeden önce görülecek 96 şehir, 689 film de, canımı ye.

Düğün ve dernek

Çocukken zırt pırt düğün davetiyesi gelirdi eve.
Şunun kızıyla bunun oğlu evleniyor, bu mutlu günümüzde sizi de aramızda görmekten vıdıvıdı...
Davetliler alırdı eline davetiyeyi, bir süzdükten sonra;
"hımm güzel davetiyeymiş..." 
"ay ne güzel davetiye yapmışlar..."
şeklinde yorumlar.
Ben ise alırdım davetiyeyi ve hemen en alt kısmına bakardım.
Eğer ki "Çocuk getirmemeniz rica olunur" ibaresi var, işte o davetiye o zaman güzel bir davetiye olurdu.

Yaş ilerledi mâlum, bir ayrıcalıktan daha olduk.

Sevimli amcalar

Çocuklarınız hep doğduğu andaki gibi sevimli ve ufak tefek kalacak sanıp onlara Aliş, Buğracan gibi acaip isimler koyuyorsunuz.
Yazık ediyorsunuz.

Çocuk büyüdükçe kimlik bunalımına girmeye başlıyor. Kocaman adam oldum, Buğracan ne ulan diyip bağımsızlığını ilan ediyor ve artık kendine Buğra dedirtiyor.

İşte o çocuğun sonuna kadar arkasındayım ben.

Üfle ve vur

Memlekette teknolojinin niye gelişmediğini buldum.
Bozulan şeyi üfleyerek tamir ediyoruz da ondan. Ve sorun da şurda ki, gerçekten de bu şekilde birşeyleri tamir edebiliyoruz. Şahsen ben çok kasetçalar, kumanda düzelttim bu yöntemle.
Muhtemelen bu yöntem bir Japon'un aklına gelmediği için Japon insanı bozulan aletin içini açıp devrelerle falan oynuyor. O da tamirini öyle yapıyor.
Tabi böyle böyle derken Japonya noluyor?
"Teknoloji devi"
Olur tabi, adamlarda üfleme yok çünkü.

Telefon mu bozuldu üfle deliğine, TV mi bozuldu vur tepesine.

Bilimin sınırları

Freud'u severim. Hayatını bilime adamış bir insan evladı. Helal olsun.
Teorileri var, kimi doğrudur kimi yanlış.
Bilinçaltı yaşamın aynasıdır demiş misal.
Kendince haklıdır.
Ama orda dur diyorum ben.
Dur bakalım Freud efendi.
Ben rüyamda, Tom Cruise'ın Bağ-Kur emeklisi olduğunu görmüş bir insanım.
Bunu da bilinçaltıyla açıklamaya çalışma gözünü sevdiğimin.

Bilim de biryere kadar yani değil mi.

Hayat, sivrisinek misali

Evde otururken birden kolumda bacağımda oturan sivrisineğin farkına varıyorum.
Tam da o anda bir yanma hissediyorum o noktada.
İçimdeki pişmanlık duygusu ise bambaşka.
Geçmişte karşıma çıkmış çok büyük bir fırsatı değerlendirememiş gibi üzülüyorum.
Ah diyorum ah, nasıl da farkedemedim o sineği.
Şimdi kaşın dur iki gün boyunca.

Hayat zor.

Şekilli yemek

Çorba içtiğin zaman açlığın yatışır.
Kebap yediğin zaman doyarsın.
"Suşi" yediğin zaman ise şeklin olur.
İşte böyle birşey bu suşi. Kimsenin annesinin evde yapamadığı, ekmeğin arasına koyup yiyemeyeceğiniz o kutsal yiyecek.
- Abi acıktık yemek mi söylesek?
sorusuna;
- Ben yeni Suşi yedim de geldim.
dedin mi, ortamın havalı adamı sensin.

Şekilli sofraların nuru; Suşi

Almayışvermeyiş

Alışveriş yapamıyorum, tişört, pantolon falan alamıyorum.
Girdiğim mağazalardaki çalışanların gözü hep üstümdeymiş gibi geliyor.
Beğendiğim bir tişörtü yerinden alıp üstüme tuttuğum an çalışanlardan birinin; "sen mi katlıyacan onu geri..." dediğini hissediyorum.
O yüzden giriyorum mağazaya, uzaktan uzaktan bakıyorum ürünlere, en fazla bitane tişörtü yerinden alıp, beğenmezsem tekrar katlayarak yerine koyuyorum ve durumdan gayet memnun görünen çalışana selamımı çakıp çıkıyorum.

Herşey çalışanların mutluluğu için...

Çeşitli teyzeler

"Normal teyzeler" pazara gider, domatesi seçer pazarcıya uzatır; "2 kilo" der.
Pazarcı sebzeyi tartıya koyarken normal teyze elinde her zaman 2-3 tane daha domates bulundurur ki el ayarıyla tarttığı poşet hafif çıkarsa 2 kiloya tamamlayıversin.
"Amatör teyzeler" ise, poşeti uzatmış, elinde 2-3 domatesle beklerken, verdiği poşetin 2.5 kilo çıktığını görüp çaktırmadan elindekileri tezgaha bırakıverir.
Ama "Profesyonel teyze" hiçbirine benzemez. Domatesi eliyle tartar, poşeti uzatır, uzaktan kısık gözlerle tartıyı izler, "1.98 KG" ibaresini görür ve hava kararırken arkasına bakmadan, gururla evinin yolunu tutar...

Pazar ve pazarcının dostu: Pro Teyze

İkiyüzlülük

Futbolcuyu sevmiyorum.
Kart yiyen futbolcuyu hiç sevmiyorum.
Sarı kartı yediğin an umursamaz tavırlar takın, hakemin yüzüne bile bakmadan arkanı dönüp git.
İkinci sarıyı yiyip kırmızıyı görünce de az önce yüzüne bile bakmadığın hakemin dibine kadar sokulup "aman hocam, etme hocam naptın, yaktın beni hocam" şeklinde hareketlerde bulun.
İkiyüzlülüğe lüzum yok.

Futbolcunun makul olanı kart görmeyeni.

Boyundan tırmananlar


Kolunda, bacağında, boynunda gezen böceği farkettiği an insanın verdiği tepki var ya, işte ondan doğal tepki bilmiyorum.
İstediği kadar havalı olsun, şekilli genç olsun, Kıvanç Tatlıtuğ olsun farketmez. Boynundan yukarı doğru tırmanan böceği farkettiği an insanın tüm şekli uçar gider.
Kendini ezik hissedeceğin bir partiye mi davetlisin? At cebine iki böcek, sal partinin en şekilli isimlerinin üzerine, gerisini düşünme.


İşte boyundan tırmanan böcek böyle birşey...

Karıştırabiliyoruz

Sevgili Avusturya ve Avustralya,
dünyanın iki ucundasınız, çok farklı kültürlersiniz.
Birbirinizle alakanız bile yok, biliyoruz.
Ama karıştırıyoruz. İkinizden biriyle ilgili bir muhabbet olduğunda heycanlanıp, avusturyamıydıavustralyamıydı diye anlık bir zihin karmaşası yaşamadan edemiyoruz.
O yüzden artık buna bir son verin, aranızda anlaşıp yeni isimler bulun, kanguruyla falan olacak iş değil. Rica ediyoruz.

Avusturyamıydıavustralyamıydı?

Kapitalizm nedir

Kapitalizm nedir nedir diye yıllarca sordum kendime. Sordum, sorguladım, anlattılar anlamadım.
Sonunda cevabı bugün dışarda gezinirken ansızın buldum.
Meğer kapitalizm dedikleri, üniversite okumuş bitirmiş eczacının, dükkanının camına "Dünyanın 1 numaralı kabızlık hapı geldi" yazması imiş.

Şimdi anladım...

Olsa olur

Her insanın belirli konularda cahil olduğu bir dönem oluyor, kabul edelim, bunda utanılacak birşey yok.
Misal ben yıllarımı insanın vücudunda, nefes borusu ve yemek borusunun yanında bir tane de su borusu olduğunu düşünerek geçirdim.
Yediğin yemekler yemek borusundan gider, arada içtiğin kola, sprayt, yedigün su borusundan geçer mideye iner.
Sonradan öğrendim ki sistem öyle işlemiyormuş.

Ama olsa da fena olmazdı hani.

Anlamak istiyorum

Türk dizileri ve sıralı otogaz sistemleri arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyorum, anlayamıyorum.
Hangi diziyi görsem reklama girerken "bilmemne sıralı otogaz sistemlerinin sunduğu..." diye başlıyor lafa.
İlk sorum şu; Sıralı otogaz sistemi nedir, sıralı olmasa ne olur?
İkincisi ise; bu dizileri izleyenlerin büyük çoğunluğunun yurdumuzun hanım teyzeleri olduğunu biliyoruz.
Acaba dizi bittikten sonra, "oh be, yarın gideyim de arabama bir sıralı otogaz sistemi taktırayım" diyen teyze var mıdır?

Yanlış yoldasın Atiker.

Zincirleme isim tamlaması

"Arı Mama" diye bir marka var. Kendimi bildim ne tipi değişti, ne de şirket gelişti. Sizce neden?
Tabii ki gelişimi imkansız kılan ambalajı yüzünden.
Benim bildiğim, bir ürünü çekici kılmak istiyorsan önce ambalajını güzel yaparsın, müşterinin gözüne hoş gelecek öğelerle süslersin vesaire.
Mesela bebek maması satıyorken, mama paketinin üstüne annelerin bebeklerine zorla mama yedirirken yaptığı "kaşığı dik tutarak ağza tıkma hareketine maruz kalmış mutsuz bebek suratı" koyarsan o şirket gelişmez, yerinde sayar.

Değiş artık Arı Mama değiş.

Net olamayan esnaf

Borcumuz konusunda net olamayan esnafı sevmiyorum.
İşini yapıp giderken, "Ver birşeyler abi" diyen su tesisatçısını sevmiyorum.
Su borusunu güzel güzel tamir etmişsin. Giderayak evin sakinini germeye ne gerek var?
Söyle ne kadarsa verelim borcunu.

Bunda utanacak çekinecek birşey yok.

Normal insan

Çevrenizde çok samimi olmadığınız insanlar olduğu sırada, kafanızı pencereye, bacağınızı sehpanın köşesine vuruyorsunuz.
Yaşadığınız acıya rağmen durumu hiç bozuntuya vermiyorsunuz değil mi?
Eğer öyleyse, siz de bizim gibi normal bir insansınız.
Normal insan milletin içinde kendini rezil edercesine "Of, anam of gitti bacağım, şişti kafam" diye bağırmaz.
Gider çaktırmadan köşede biyerde, gözlerden uzak acısını yaşar gelir.

Normal insan hep böyle yapar.

A'nın laneti

İsmi A ile başlayan iyi bilir...
Bizi en iyi Abdullah'lar, Ayşe'ler, Ahmet'ler anlar...
Bir Hüseyin, cep telefonunu tuş kilidine almamış biri tarafından aranmanın nasıl bir duygu olduğunu hiçbir zaman bilemez...
Bir Süleyman, çalan telefonunu açıp heyecanla "Alo" dediğinde, karşıdan gelen cep hışırtısı, yürüme tepinmesi sesinin yarattığı ruhsal çöküntüyü anlayamaz.

Ali'ler, Aslı'lar, Aykut'lar için, telefonunuzu tuş kilidine alın.

Robot insanlar

Küçükken erkek çocuklarının kurduğu çeşitli kahramanlık hayalleri vardır.
"Bir robot olaydım, uçaydım, çok hızlı koşaydım kaçaydım..." gibisinden.
Sonra zamanla bu çocuklar büyür tabi, okulu bitirir iş sahibi olur vs.
Ama eninde sonunda o içerde kalan kahramanlık hayalleri dışa vurulmak zorundadır.
Nasıl mı?
Tabi ki Blutut kulaklıkla.
Aman diyim! Sokakta yanından dik duruşlu, sert adımlarla yürüyen bir adam mı geçti?  
Kulağında blutut kulaklık. 
Kafede karşındaki masada oturan takım elbiseli, güneş gözlüklü abi kendinden emin bakışlarla etrafı mı süzüyor?
Kulağında blutut kulaklık.

Robot olamamış adama robot güveni veren alet; Blutut kulaklık

Sıkıntı

Bir akşam dışarı çıkıyorsunuz, arkadaşlarla buluşuyorsunuz, ortamda çok samimi olmadığınız bir adamın arabası var. Gecenin sonunda diyor ki; atlayın bırakayım sizi evlere. Hoşunuza gidiyor tabi beleş yolculuk; Ama maalesef şu an tehlikenin farkında değilsiniz!
Arabanın sahibiyle samimi olan kişi önde oturuyor, siz arkada. Talihsizliğe bakın ki en uzaktaki ev sizin eviniz, o yüzden önce öndeki iniyor, siz kalıyorsunuz arkada sap gibi. İncelik olsun diye "aman öne geçseydim..." falan diyorsunuz ama artık çok geç.

Arkada oturacak, adama ayıp mı olur acaba diye arkanıza bile rahat rahat yaslanamadan, ezim ezim ezilerek evinize gideceksiniz.

Hızlandırılmış kurs

Hızlandırılmış dil kursları var. Güzel birşey, kısa sürede öğret gönder. Helal olsun.
Dil kolay tabi, öğretirsin.
Yiyosa "hızlandırılmış aile ilişkileri kursu" yap. Yapamazsın, öğretemezsin.
Genç bir insana "Elti, Kayın, Bacanak" terimlerini öyle kısa sürede öğretemezsin, pekişmesi lazım. Her öğrenciye bir elti bir bacanak sağlaman lazım ki kafada otursun.
Misal bende bunlar yok, o yüzden elti diyince kafamda hiçbirşey canlanmıyor.

Biri bu işe el atsın, aile sohbetlerinde zorluklar yaşıyoruz.

Cepçiler

Yıllarca cebimizden bol bol çalan cep telefonu operatörlerine nasıl zarar veririz?
Tabii ki daha az konuşarak.
O yüzden güçlerimizi birleştirmemiz lazım.
Gelin her görüşmenin başındaki "Alo, naber? Nasılsın, iyiyim sen nasılsın" ve sonundaki "Hadi görüşürüz, kendine iyi bak vıdıvıdı" kısımlarını geçelim. Bu konuşmaların formalite icabı yapıldığını artık herkes biliyor. Giriş ve çıkışı attık mı nerden baksan 10 kuruş kârdayız.
Bu kampanyadan çevrenize de bahsedin ki "aman şunu aradım da telefonu açar açmaz konuya girdi bir hal hatır sormadı hayvan" demesinler.

Darılmaca kırılmaca yok.

Sakız sektörü ve ülkenin gelişmişliği arasındaki orantı

Ey ciklet üreticileri, size sesleniyorum.
Ufacık çocukken bastınız Turbo'yu, verdiniz Patbom'u, Tipitip'i. Verdiniz de noldu?
Bomboş adam oldum.
Hangi spor araba kaç yapar, hangi futbolcu nerde oynar hepsini ezbere biliyorum.
Halbuki aranızdan bir tane akıllı adam çıksaydı da, ansiklopedik bilgiler cikleti, pratik bilgiler cikleti üretseydi.


Zehir gibi nesil olurduk şerefsizim.

Faydalı icat

Japon'un yaptığı ünlü bir robot var, marifeti ne? -Yürüyor, koşuyor, tokalaşıyor.
Bana faydası ne? -Yok
Benim için teknolojinin ulaştığı son nokta, "merdivene dönüşen sandalye"dir.
Gavurun Transformers'ı varsa bizim de merdivene dönüşen sandalyemiz var.
Yoruldun mu? 
Otur dinlen...
Boyun mu yetmedi?
Çık üstüne tak ampülü.

Asimo'dan kullanışlı, Transformers'dan ihtişamlı; Merdivene dönüşen sandalye.

Kitaba benzeyen kalın roman

Bu bizim pop müzik sanatçıları yazın eğlenceli, kışın hüzünlü şarkıları basıp basıp duruyorlar. Kimi zaman hüzünleniyor kimi zaman hopluyor zıplıyorsunuz.
Ama o şarkıların sözlerini hiç oturup düşünüyor musunuz?
Ben düşündüm...
Ve yıllardır bizi bu şekilde uyuşturan Rafet El Roman'a soruyorum...

"Biz neler neler yaşadık beraber" tamam da,
"Kalın bir roman, kitap gibi" ne demek Rafet?

Kodlayaman

Zaman zaman bir durum oluyor, açıyoruz telefonu arıyoruz müşteri hizmetlerini. Karşıdaki kişi konuşma sırasında ismimizi, adresimizi sorarsa ve cevabımızı anlamazsa, söylediklerimizi kodlamamızı istiyor.
İşte benim heycanım burda başlıyor; "Kodlayamıyorum"
Kimi insan var hemen başlıyor Giresun, İzmir, Sivas diye...
Şehir isimleri düşünmem gerekirken, Giyotin, İstavrit, Siyonist gibi şeyler kafamda dönmeye başlıyor, heyecanlanıyorum.

Bidahaki aramama önüme Türkiye haritası açacam.

Bakışlar

Kimini Kadir İnanır bakışı etkiler, kimini Hülya Avşar bakışı...
Beni en çok etkileyen ise, dolmuşta kendine uzatılan 50-100 TL gibi büyük banknotların sahte mi gerçek mi olduğunu bir bakışta anlayan "Ultraviyole Dolmuşçu Bakışı."

Şimdi 200TL algılama özelliğiyle, evinize en yakın dolmuş durağında!

Üşeniyorum, sevmiyorum

Kışları başıma bela olur diye şemsiye, yazları akşam cebime yük olur diye yanıma güneş gözlüğü almıyorum.
İlerde her türlü romatizma, sinüzit, göz kenarları için kırışık önleyici ilaca talibim.

Kendim ettim kendim buldum.

Ödül sahipleri açıklandı...

"2010 Yılı, Dünyanın En Önemli Şeyleri" ödülleri sahiplerini buldu.
Bu seneki ödülü Bihter, Behlül ve Messi paylaştı. Ödül töreninde duygusal bir konuşma yapan Messi, bu ödülü Behlül ve Mehlül'le paylaşmaktan gurur duyduğunu söyledi.

Tören alanını birlikte terkeden üçlü, gittikleri bir eğlence mekanında sabaha kadar işkembe çorbası içip kokoreç yedi.

İçten üzüntüler

Okul dergisine şiir yazıp verirsin, yolda seninle röportaj yaparlar gazeteye basarlar. Ama o yazıların altına senin adını yazan adam işini hiçbir zaman düzgün yapamayan adamdır.
Heyecanla alırsın gazeteyi dergiyi, açarsın sayfayı telaşla. Bir bakarsın ya soyadın yanlış, ya Ahmet yerine Mehmet yazmışlar. Yaşadığın hayal kırıklığıyla kalırsın. Eşe dosta atacağın havadan da olursun.

İşte üzüntü budur.

Engellenemez

Otobüse biniyorsun, durağa yaklaşırken yerinden kalkıyorsun, gidim de butona basayım diye usulca...
Sonra farkediyorsun ki biri zaten butona basmış bile, ışık yanıyor...
Ama için rahat etmiyor, o garip his seni sıkıştırıp duruyor, git bir de sen bas, hadi bas da rahatla diye...
Eğer gidip o butona bir kez de sen basıyorsan, bil ki sen de bizden birisin...

Zaten Basılmış Olan Otobüs Butonuna Gene de Basanlar Topluluğu'nun yükselişi engellenemez.

Olur böyle şeyler

İtiraf edelim, hepimizin geçmişte teknolojik cahillikleri oldu. O yüzden teyzelerimize, annelerimize bilgisayar başında artizlik yapmayalım.
Sene 2000'in başları. Daha internet yeni gelmiş memlekete, hatırlarım koca şehirde 1 tane internet kafe vardı. Sonra insanlar evlerine bilgisayar, internet falan almaya başladı. Ben de birgün gazetede bilgisayar ilanlarına bakıyorum. Bilgisayarın özellikleri arasında "Ethernet Kartı" diye birşey gördüm.
Bundan sonraki büyük bir zaman dilimini bilgisayar almaya hevesli arkadaşlarıma; "Hani internet vardı ya, şimdi de ethernet diye bişe çıkmış..." diyerek hava atmakla geçirdim.

Haddimizi bilelim.

Yanlış hevesler

Bir film izliyorsunuz, sahnedeki adam ölüyor, kalp krizinden mi, cinayetten mi orası farketmez.
Filmin en heyecanlı yeri de olsa umrunuzda değil. Filmi bırakıp, dikkat kesiliyor ve ölen adamın karnına, göğsüne bakıyorsunuz, nefes alıyor mu diye.
Almadığını gördüğünüzde de şöyle düşünüyorsunuz; Hmm, demek ki nefesini tutmuş.
Tabi ki nefesini tuttu, oyuncu o.

Heyecan yok, filme devam.

Çeşitli promosyonlar

Normal bir insanın, cep telefonundan ayda 500 mesajdan fazla atmayacağını bilen bu operatörler, çıkıp pişkin pişkin, al sana ayda 10bin al sana 15bin mesaj hediye diyor ya... Çıldırıyorum.
Neyse ki bunlara haddini bildirmek amacıyla sürdürdüğüm çalışmalar sonuç vermeye başladı. Geçtiğimiz aylarda haber olan, dünyanın en çok SMS atan kızıyla bağlantıya geçtim(Ayda yaklaşık 8bin SMS). Kızımızı bir süre ülkemizde misafir edecem. Bu sırada da kendisini klonlayıp etrafa salmayı düşünüyorum. Haydi ondan sonra ver bakim ayda 10bin sms.

Uzaydaki uydundan ateş çıkaracaz senin.