Facebook ve ebeveynlerimiz

Ebeveynlerin feysbukuna, evlatlarının yaptığı her paylaşıma otomatik layk veren bir uygulama yüklensin, herkesin kafası rahat etsin diyorum.
Zaten sonucu belli olan bir durum için analarımızı babalarımızı yormayalım.
İş gücünden tasarruf edelim.

Ülke kalkınsın.

Trafik kuralları

Trafikte kurallara uymak önemlidir.
Mesela hangi aracın geçiş önceliği var bunu bilmek çok önemlidir.
Hayat kurtarır.
O yüzden gelin bu bilgilerimizi hep birlikte tazeleyelim.
Trafikte araçların geçiş önceliği aşağıdaki sırada olduğu gibidir;


1- E5'teki mavi dolmuşlar.
2- Taksiler
3- Sarı dolmuşlar.
4- Renk renk İETT otobüsleri.
5- Şahsi araçlar.
6- Ambulans, İtfaiye vb.

Trafik kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım.

Kamu malı

Tamam Superman, Batman gibi kahramanlar iyilik için savaşıyorlar.
İyiliğe, güzelliğe itirazımız yok.
Ama kamu malına zarar veriyorlar arkadaşım.
Bir güzellik yaparken bir başkasını bozmamak lazım.
İki tane kötü adama karşı gelecem derken inen camın çerçevenin haddi hesabı yok.
Yapma demiyorum, hobi olarak yine yap kahramanlığını;

Ama kamu malına zarar verme.

Ülke misin teyze mi?

Günümüz dünyasında, devletlerin kendi aralarındaki güç dengelerini korumak adına birbirlerine uyguladığı yaptırımları anlarım.
Mesela bir devletin komşusuna; "bak dediklerimi yapmazsan vatandaşlarına vize uygularım" demesini anlarım.
Veya; "bak benden ithal ettiğin ürünlere ekstra vergi koyarım" demesini de anlarım.
Ama bir devletin başka bir devleti tehdit amaçlı; "bak kış yaklaşıyor, doğalgazını keserim haa" demesini anlamam, anlayamam.
Gaz vermezsen odun sobası kurarız arkadaş.
Griple nezleyle mi korkutuyorsun bizi?
Mahallede oynayan çocuklara; "bak keserim topunuzu" diyen abladan farkın yok.

Ülke misin teyze mi?

Ayrıcalıklı insanlar

İnsanları dil, din, ırk, cinsiyete göre ayırmam.
Herkesin eşit olduğuna inanırım.
Ama birini el üstünde tutmam gerekirse eğer, o kişi  "benimle aynı tişörtü giyen adam" olur.
Benimle aynı tişörtü giyen adam, benimle aynı yollardan geçmiş adamdır.
Aynı acıları, sevinçleri yaşamış, aynı mağazanın şubesine girmiş adamdır.
Bilirim ki o tişört tesadüfen alınmamıştır.
O yüzden, ayrıcalıklı olmayı hak eden birisi varsa, o da sizinle aynı tişörtü giyen adamdır.

O, sizin bir diğer yarınızdır.

Deste & Düzine

Hayatımızdaki işe yaramaz bilgilerden kurtulabilseydik eğer, unutmak isteyeceğim ilk şey "Deste ve Düzine" olurdu.
İnanın, deste ve düzinenin olmadığı bir hayatın şimdikinden hiçbir farkı olmazdı.
İlerde bir gün çocuğum gelip de; "Baba bugün deste ve düzineyi öğrendik" derse ona söyleyecek tek sözüm var;

"İyi bok yedin."



Hayatınızı değiştirecek kokular

Evde kalmış hanım kızlarımız, aradığınız kısmeti bulmak için parfüme kozmetiğe bir servet yatırmanıza gerek yok.
Hedefi tam kalbinden vurmada size yardımcı olacak olan ürünüm artık reyonlarda.
Patlıcan Dolması, İçli Köfte ve İmambayıldı esanslı kokularımızı yemek vakitlerinde pencerenizden dışarı fısfıslamanız yeterli.
Bu kokularla mahallenin teyzelerinin dikkatini kısa sürede çekeceksiniz.
Ve biliyorsunuz ki teyzelerin dikkatini çekmek demek kısmeti çekmek demektir.

Haydi kızlar, eller fısfıslara.

Güzel kadın, çirkin adam

Başarılı doktorlara, avukatlara imrenmiyorum.
Multimilyonerlere hiç imrenmiyorum.
Güzel kadının yanındaki çirkin adama imreniyorum.
Nasıl bir stratejist, ne büyük bir dehasın sen çirkin adam.
İkna yeteneğini farklı yerlere yönlendirsen dünyayı değiştirirsin.

Başarılıların en büyüğüsün, o tipinle o kızı tavlayan adam.

Sportif tesisler

Bu memleketten başarılı sporcu çıkmamasını ülkemizdeki spor tesislerinin yetersizliğine, imkanların kısıtlı olmasına bağlayanlar oluyor.
Böyle düşünenleri kınıyorum.
Parklarımız, bahçelerimiz bile spor aletleriyle dolu, elimizde her türlü imkan var çok şükür.
Durum böyleyken, sporda başarısız olmamızın tek bir açıklaması olabilir;

NAZAR.

Baskıların en büyüğü

Kimisi aile baskısından bunalır evden kaçar, kimisi mahalle baskısından bunalır sokağa çıkamaz, peki ben ne yapayım arkadaş?
Üzerimde "çay iç baskısı" var.
Ne zaman evden çıkıp bir dükkana, bir ofise gitsem, iki dakika otursam anında kendini göstermeye başlıyor baskı;
"ÇAY İÇ"
Yok deseniz de, içmem deseniz de faydası yok; "yeni demledim" diyerek anında iliştirirler elinize. O yüzden siz siz olun, fazla direnmeyin, kendinizi ve karşınızdakini hiç yormayın.

Çay için.

Sorun kimde?

Dış görünüşlerine bakıldığında satanist yakıştırması yapılan grupların müziklerini dinleyen gençlere bir uyarım var.
Dinlediğiniz müzikler ve bu müziklerin sözleri dışardan bakanları tedirgin edebilir.
Hatta bir gün, yapacak haber bulamamış bir ana haber bülteni sizleri "ölümü çağrıştıran müzikler dinleyen gençler" olarak nitelendirebilir.
Böyle bir durumda agresifleşmeyin.
Sadece en yakın düğün salonuna gidin ve içeriye doğru kafanızı uzatın.
Düğün salonundaki insanların coşkuyla hep bir ağızdan "al kızını, koy çuvala, salla salla vur duvara" diye bağıra çağıra çılgınca dans ettiğini görünce halinizde hiç bir sorun olmadığını anlayacaksınız.

Aynen devam.

Açık ol meteoroloji

Meteorolojiyle, hava raporuyla ilgili sıkıntım var arkadaş.
Dışarı çıkmadan bir bakayım hava raporuna, ona göre giyineyim diyorsun.
Açıyorsun televizyonu, adam başlıyor anlatmaya;
Bugün İstanbul'da hava 5 derece.
Lodosu unutmayalım. 
Tabi karayel de etkisini yer yer gösteriyor.
Yani hava 5 derece ama hissedilen -1 olacak.
Ya bana net konuş meteoroloji.
Bana lodosu karayeli anlatma, bana ne giyeceğimi söyle.

Bugün İstanbul'da hava gocuk, bugün Antalya'da hava tişört de.

Uzayda yaşam

MARS'TA YAŞAM İZİ BULUNDU!
diye kocaman yazmayı biliyorsun ama haberin içeriğine bakınca ne görüyoruz?
Mars'ın taşında toprağında, bir zamanlar bakteri olma ihtimali varmış.
Yahu napayım ben bakteriyi ?
Karşılıklı oturup iki kelam edemedikten sonra napayım ben öyle yaşam izini.
Öyle bir yazıyorsun ki, uzayda etli butlu gerçek adam buldular sanıyoruz.

Habercilik bu değil.

Bekar erkeklerin buluşma noktası

Aradığı erkeği bulamayan, beyaz atlı prensi bir türlü çıkıp gelmeyen kızlarımıza sesleniyorum.
Kısmetinizi yanlış yerde arıyorsunuz.
Çünkü aradığınız erkek barlarda, kafelerde, eğlence mekanlarında değil çok daha yakınınızda.
O kişiye bir an önce ulaşmak istiyorsanız mahalledeki en yakın markete girip makarna reyonunun önünde bir süre bekleyin. Er ya da geç bekar bir erkek gelip oradan 3-4 paket makarna alacaktır.
İşte o an yapışın koluna ve ona yıllardır beklediği kişinin o olduğunu söyleyin.
Haftada 12 posta makarna yemenin verdiği bıkkınlıkla kim olsanız kabul edecektir sizi.

Mutluluklar.

İsimsizler

Eşofman denilen şeyin kendi içinde yaşadığı bölünmüşlüğe üzülüyorum. Sadece takım olarak giyildiği zaman ismine kavuşuyor.
Alt veya üst tarafını tek bir isimle nitelendiremiyorsunuz.
-Altına ne giydin?
-Eşofman altı giydim.
-Üstüne ne giydin?
-Eşofman üstü giydim.
Bu zavallıya aşortmen, aşörmen, eşorman diyenlerden  ise hiç bahsetmiyorum.

Onun adı eşofman, o bir Voltran.

Kedi Sahiplendiriciliği

İnternet üzerinden yavru kedi sahiplendirmeye çalışan insanın ne kadar iyi bir insan olduğuna dair hiçbir şüphem yok.
O bir melek.
Ama ne zaman bir kedi sahiplendirme ilanı görsem, önce bir kediye bakıyorum, sonra kedinin fotoğrafının altındaki yazıya bakıyorum; yüreğim dağlanıyor, içim parçalanıyor.
Gözyaşlarına boğulmaktan hayvanı sahiplenmeyi unutuyorum.
Arkadaşım, kedi zaten yeterince sevimli bir hayvan. Bir bakışı bile kalbimizi paramparça etmeye yetiyor. Bir de niye öyle şeyler yazıp bizi üzüyorsun.

Bırak kedi de delikanlı gibi kediliğini yaşasın.

İlklerin önemi

İnsanoğlu, hayatına giren bazı ilkleri ömrü boyunca unutamıyor.
İlk sevgiliniz, okuldaki ilk gününüz, yaşadığınız ilk ev vs.
Hepsi tamam ama dövdüğümüz ilk çocuğu unutamamamız da neyin nesi?
Sanki hayatınızda özel biryere sahip olmuş gibi o çocuk.
10 yıl sonra görüyorsunuz genç adam olmuş, kendi kendinize "dövmüştüm ben bunu" diyorsunuz.
40 yıl sonra görüyorsunuz dede olmuş, eşe dosta gösterip "dövmüştüm ben bunu" diyorsunuz. İnsan şaşırıyor.
Dedenin ise yapacak birşeyi yok. O damgayı yedi o bir kere.

O yüzden siz siz olun, dayak yiyin ama kimsenin ilk dayağı olmayın.

Özünde fare

Sevgili hanımlar;
Çok şekilcisiniz.
Ufacık fareyi görünce çığlığı ata ata, örümcek adam gibi tavana kadar tırmanmayı biliyorsunuz.
Aynı fareye azcık tüy koyup adına hamster deyince de bu sefer sevmelere kıyamıyorsunuz.
Ya öyle olalım ya böyle.

Lütfen.

Yepyeni bir üniversite

Gördüm ki memlekette bir üniversite açığı var.
ÖSS'ye giren gençlerin çoğu üniversiteyi kazanamıyor.
Ama gençler üzülmesin.
Onlar için, yeni eğitim-öğretim yılına hazır olacak şekilde, yepyeni bir üniversite inşa ettik.
2012'de öğrencilerin tercihi biz olacaz!
2012 bizim yılımız olacak!
Çünkü biz Ahmet Üniversitesi'yiz!

Herkes okusun, herkes doktor mühendis olsun diye.

Diş fırçası seçimi

Diş doktorlarının hangi fırçayı tercih ettiği beni pek alakadar etmiyor.
Bir diş fırçasının ulaşılması en güç noktaya ulaşabiliyor olması da pek ilgi çekici değil.
Çünkü zaten ben istersem bir parmağımı en uç noktaya ulaştırabiliyorum.
Tartar oluşumuna karşı en etkili diş fırçası mı dediniz?
Önemli değil, dişinizi tırnakla kazıyarak tartar oluşumunun önüne anında geçebilirsiniz.
İşte bu yüzden ben diş fırçası seçimimi tamamen şekline bağlı olarak yapıyorum.
En iyi diş fırçası, en renkli ve en değişik şekilli olanıdır.

İşte diş doktoru bunu hiç bilmez.

Top geçer adam geçmez

Halı sahalarda olsun, mahalle aralarında olsun, defans mevkiinde görev yapan arkadaşların iyi savunmacı olduklarını belirtmek için kullandıkları "Top geçer adam geçmez" sözünü anlamaya çalışıyorum.
Anlayamıyorum.
Futbolda top mu kaleye girince gol oluyordu yoksa adam mı?
Mesela karşısındaki adam uzaktan kaleye bir şut vurduğunda savunmacı; "Boşver, top geçsin, nereye giderse gitsin ama adam geçmesin" mi diyor?
Bence böyle birşey yok.
O yüzden huzurlarınızda bu söz öbeğini "Adam geçer, top geçmez" olarak değiştiriyorum.

Saygılar.

Ağaç yaş iken eğilir.

İnsanların çeşitli alışkanlıklarının çocukluktan geldiği konusunu biliyorsunuz.
Kimisi der ki; "Yok öyle şey."
Sizin de çevrenizde böyle biri varsa;
1- Hemen kendisini kolundan tutup Migros'a götürün.
2- Abur cubur reyonuna sokup birşeyler ararmış gibi yaparken arkadaşınızın hareketlerini takip edin.
3- Sağına soluna bakınarak Cicibebe'nin etrafında dolaştığını ama bir türlü cesaret edip alamadığını gözlemleyeceksiniz.
4- O sırada ensesine bir tokat yapıştırın.

Mesajı alacaktır.

Kurt ama nasıl kurt?

Ramazanın son günüyle ilgili bir muamma var kafamda, sorup duruyorum.
Hani ramazanın son günü kurtlar kuşlar bile oruç tutarmış ya, kuşları anladık da kurtlar konusunda kafam biraz karışık.
Bahsi geçen kurt, bildiğimiz vahşi olan kurt mu, yoksa elmada, armutta yaşayan ince pis kurt mu?
Çünkü eğer ikincisi ise bu iş yalan size söyleyeyim.
Çünkü bir elmanın içinde yaşayan kurt, zeytinyağlı yaprak sarmanın içinde yaşayan insan gibidir;

Yemeden duramaz.

Felsefik bir soru

Felsefe iyidir, zihni çalıştırır, düşünme yetisini geliştirir.
Alın size felsefi bir soru; PEPSI diye birşey gerçekten de var mı? Yoksa hepsi bir yanılgıdan mı ibaret?
Çünkü hepinizin bildiği gibi kafelerin, restoranların vazgeçilmez sohbeti şu şekildedir;
- Bir hamburger alayım.
- Yanında ne içersiniz.
- Cola.
- Pepsi var efendim.
- O zaman Fruko içeyim, Yedigün içeyim, içeyim de içeyim.
Ama Pepsi içmeyeyim. Çünkü Pepsi şeker gibi, su gibi, şekerli su gibi.
Sonra kafamı çeviriyorum, insanların elinde Cola kutuları, Cola şişeleri, ağızlarında pipetler, cörkleterek içiyorlar. Elinde Pepsi kutusu tutan tek kişi ise Hülya Avşar. Onun da Pepsi'yi sadece sallayıp köpürtüp sağa sola fışkırtma amaçlı kullandığını düşünüyorum.
Yani özetle demek istediğim şu, Pepsi diye birşey tabii ki var ama Pepsi diye birşey gerçekten de var mı?

İşte felsefe budur.

Uzayda UFO görmek

UFO'ya taş atan köylüme laf ettirmem.
Hele cahil hiç dedirtmem.
Çünkü asıl cahil Amerikanın astronotu, Rusya'nın kozmonotudur.
Çünkü ne zaman bunlardan biri uzaya gidip gelse gazetelere şöyle açıklamalar yaparlar;
"Uzayda UFO görmedim". "Uzayda uzaylı görmedim".
Ben de sorarım onlara o zaman; "Uzayın yüzölçümü, nüfusu, rakımı kaç hacı abim?" diye.
Uzaya mı gittin Amasya'ya mı?
Senin gittiğin kadar yakın yerde görecek uzaylı olsa, onu teleskopla da görürdük biz zaten kanki.

Okumuşsun ama adam olamamışsın.

Enerji bilekliği kandırmacası

Aman diyeyim, gencecik beyinler kandırılıyor.
Hangi mağazaya gitsem kasanın yanında ufak bir stand, yanında renk renk bileklikler.
Neymiş; "Enerji bilekliği".
Neye yarıyormuş; "Enerji bilekliğin varsa dengede durursun, yoksa duramazsın".
Oldu yavrum.
10 sene önce de stres bilekliği vardı, özellikle emekli amcalarımız ve teyzelerimiz iyi bilir. Yıllarca stres bilekliğini taktılar, yine saçları döküldü, yine kalp hastası oldular.


10 sene sonrayı bekleyin; Uranyum bilekliği, Plütonyum saç bandı.

Edit(1 Eylül 2011) : http://www.ntvmsnbc.com/id/25246443/

Mail adresleri ve kişilik

Mail adresinden kişilik tahlili yapmak çok mümkün.
Mesela Yahoo. Öncelikle şunu söyleyim, bir insan neden Yahoo'dan mail adresi alır aklım fikrim almıyor. Hiç bir özelliği yok gibi. İsmi biraz eğlenceli diye kanıyor olabilirler. Daha çok çocuklar için sanki.
Hotmail ise onun bir üst seviyesi ama daha değişik. Ev hanımı da kullanıyor, dükkan sahibi de. Öğretmende de var apartman yöneticisinde de. Anlamak güç.
Gmail kullananlar ise karizmatik, elit insanlar. En sevdiğim mail Gmail. Çok zengin olsam bile öyle pırlanta kaplı mailler falan değil, gene Gmail kullanırdım.

Mailini söyle sana kim olduğunu söyleyim.

Hijyen konusuna objektif yaklaşmak

Kokoreç, bumbar, şırdan vs gibi içinden her türlü bok geçen sakatatı sevenlere sesleniyorum.
Şu hijyen konusuna biraz objektif yaklaşalım artık.
Evde tıkınırken elinizdeki erik tabaktan düşüp yerde biraz yuvarlanınca veya bisküvi halının üzerinde iki tur atınca hemen başlıyorsunuz; "Ay ben bunu yemem, pislendi" diye.
Sonra birgün biri gelip size "nasıl yiyorsun bu kokoreçi?" diyince bilmiş tavırlar takınıp; "Ya bunlar iyice yıkanıyor, çok iyi yıkanıyor, baya iyi yıkanıyorlar vıdıvıdı..." diye konuşmaya başlıyorsunuz.
İçinden 10 yıl bok geçmiş organı afiyetle yiyorsan, o eriği hiç düşünmeden yerden alıp yutacaksın.

Bu işler böyle.

İç ekonominin işleyişi

Bir ülkenin iç ekonomisinin işleyişi üzerine düşündüm.
Nedir dedim bir ülkenin ekonomisini harekete geçiren.
Hayvancılık, Tarım, Yeraltı Kaynakları vs, hiçbiri değil.
Bir ülkenin iç ekonomisinin düzgün işlemesi tamamen düğünlere bağlı.
Bir yerde düğün varsa eğer, berber coşar, kuaför coşar, kuyumcunun, işletmecinin yüzü güler.
Terzisinden çiçekçisine, fotoğrafçısından yemekçisine...

Düğünün olmadığı yerde hayat biter.

Her işte bir hayır yoktur

Papağan gibi "Her işte bir hayır vardır" sözünü tekrarlayıp duran insanlar var.
"Her işte bir hayır vardır" dediğinize göre demek ki o iş sizin için pek hayırlı olmamış.
O iş için "her işte bir hayır vardır diyorsanız" demek ki ondan önceki iş de istediğiniz gibi gitmemiş.
Bu böyle böyle taa dibine kadar gider.
Demek ki siz bu noktaya gelene kadar hiç bir iş hayırlı gitmemiş.
Yani kısacası "Hiç bir işte hayır yoktur."

Uyanın artık.

Ranza sorunsalı

Yataktan korkmam.
Ama ranzadan korkarım.
Ne zaman biriyle aynı odada kalacak olduğumda karşımda ranzayı görsem telaşlanırım.
"Üstte mi yatsam altta mı?", hemen düşüneyim ki benim için iyi olan yeri kapayım.
Üstte yatsam gece yuvarlanıp düşer miyim?
Altta yatsam üsttekinin ağırlığından ranza kırılır da ezilir miyim?
Bunları düşünürken yanımdaki yatağını seçip kurulmuş olur bile.

Kısmet derim, gider yatarım.

Osuruk ve dünya barışı

Dünya barışı nasıl sağlanır diye düşünüp duruyorlar.
Bana sorarsanız dünya barışı tek bir osuruğa bakar.
Obama büyük bir devlet başkanıyla kameralar önündeyken kıçını tutamayıp bir "pırtlatsa" yeter.
Ondan sonra dünyada ne ciddiyet kalır ne başka birşey.
Ciddiyetin olmadığı yerde de savaş falan olmaz.
O yüzden büyük başkan Obama'ya sesleniyorum;

Osur!

Ev yapımı limonata

Bazen giriyorum zincir kafelere. Starbucks, Gloria Jeans farketmez.
Oturuyorum, bakıyorum menüye. "Ev yapımı kek, ev yapımı limonata..."
Dönüp bakıyorum kasadaki kızlara, oğlanlara. Düşünüyorum; "hangisinin annesi evde yaptı da gönderdi bunları acaba" diye.
Sonra bi silkelenip kendime geliyorum, diyorum ki, bırak bu işleri Starbucks.

CEO'nmu yaptı limonatayı, genel müdürün mü?

Ultra etkisiz

Bilimum temizlik markasından kıl kapıyorum.
Domestos, Cif vs farketmez. Bir ürün yapıyorsun, sonra o ürünün mavi renklisini yapıp üstüne niye "Daha Etkili" yazıyorsun arkadaş?
Madem bu daha etkili, öbürünü kaldır o zaman.
Niye satıyosun, ayıp değil mi?
Bir ürün öbüründen daha etkiliyse, öbür ürün bu üründen daha etkisiz değil midir?
Niye öyle yazmıyorsun?

Bizi mi yiyosun oğlum Hijyenik?

Tek boyutlu kız

Sadece tek yönden çekilen fotoğrafı güzel çıkan kızdan korkuyorum.
Tek tek fotoğraflarına bakıyorum. Hepsi aynı yönden, hepsinde tek yanak hepsinde yandan sırıtış.
Ödü patlıyor kameralara tam karşıdan yakalanırsam diye.
Yandan çeken olursa da hırçınlaşabiliyor ansızın.
Çağımızın en tehlikeli vebası belki de.

Aman diyim, çok tehlikeli...

Ayakkabı, kot

Ayakkabı ve kot mağazalarındaki görevli arkadaşlar.
İyi niyetinize inanıyorum.
Ama sürekli tekrarlamaya gerek yok.
Artık hepimiz biliyoruz ki;

O kot kendini biraz salacak, o ayakkabı yanlardan açma yapacak.

Dolmuşlarda yepyeni bir hizmet

Yepyeni bir icat için otomobil sektörüyle görüşmelere başladım.
Minibüslerde ve dolmuşlarda daha çok kullanılacağını düşündüğüm bu icat şöyle çalışıyor;
Şoför koltuğunun başlık kısmına insan eli şeklinde ve dokusunda bir parça ekliyoruz. Bu parça trafik lambaları ve kornalarla senkron çalışıyor. Yani ışığın ne zaman yeşil yandığını ve şoförün ne zaman kornaya bastığını algılıyor.
Sonuç olarak, eğer dolmuş şoförü yeşil yanmadan veyahut yeşil yandıktan sonra 1-2 saniye içinde kornaya basarsa insan sıcaklığındaki elden ensesine tokadı yiyiveriyor.
Gün içinde her ışıkta yediği tokatlarla enseleri kızaran şoförlerimizin bu huylarından böylelikle vazgeçeceklerini düşünüyorum.

Herşey bilim için.

Uyan kapıcı uyan

Kapıcı İbo'lar, Rıza efendiler, Hikmet dayılar.
Biz sizi kapıcı ünvanıyla da sevdik.
Ama bir takım yeni nesil kapıcı gelip kendilerine ne dedi?
"Apartman görevlisi".
Kapıcı ünvanından çekindiler, utandılar, halbuki bunda utanacak birşey yoktu.
Biz ekmeğimizi, kolamızı Mehmet Efendi'lerin elinden aldık.
Haydi efendiler, dayılar, amcalar.

Ünvanınıza sahip çıkın

Tarihteki en ilginç karakter

Öyle Roma'yı yakan Neron'larla, dünyaya korku salmış Kazıklı Voyvoda'larla gelmeyin bana.
Benim tarihte hayatını merak ettiğim tek karakter "Çeşnicibaşı".
Padişahın yemeğinde zehir var mı yok mu diye kontrol etmek için sürekli yiyip içen bir adam.
Bana sorarsanız sarayın en şanslı, en kral adamı.
40 yılda bir yemekte zehir çıkarsa ölebilir ama öldüğünde de, hayatını sarayda hiçbir iş yapmadan yiye içe geçirirmiş bir adam olarak hatırlanır. Kimse de diyemez; "Ulan çeşnicibaşı, işin gücün yemek, biraz da çalış..." diye.

Çeşnicibaşı yer, üzerine de yövmiye alır.

Yer tutmak zor zanaat

Sinemada, otobüste, parkta, dolmuşta..
Nerde olursa olsun hiç farketmez. Kimse için yer tutmak istemiyorum.
Bana bu sorumluluğu yüklemeyin lütfen, peşinen söylüyorum.
Geriliyorum, biri gelip çat diye oturacak diye gerim gerim geriniyorum.
Laftan anlamaz teyze gelir, amca gelir oturur, hiç dinlemez, çaresi yok.
Sonra bi de sizinle kötü olmak var.

Yer tutmak büyük sorumluluk, tutamazsan altında ezilirsin.

Taksitli alışveriş

Küçükken insanların nasıl taksitle buzdolabı, çamaşır makinesi aldıklarını anlamazdım.
Çünkü taksitli alışverişi yanlış anlamıştım.
TV'den duyduğum, "12 taksitle buzdolabı..." sözünü kafamda canlandırıp; "kimse almaz ki... bugün ödemeye başlasan taksitlerin bitmesi 12 ay sürer, 12 ay boyunca buzdolapsız nasıl yaşayacaksın ki..." şeklinde bilmiş laflar ederdim.
Biraz daha büyüyünce, taksitli alışverişin öyle birşey olmadığını anladım.
Meğerse en baştan buzdolabını, çamaşır makinesini alıp öyle ödemeye başlıyormuşsun.
Oysa ki ben, 12 ayda çamaşırlar nasıl da kokar diye düşünüp duruyordum.

Gençlik işte.

Unutkanlık ve doktorlar

Şimdi öncelikle bir konuya açıklık getirmek istiyorum.
İnsanlar unutkandır, doktorlar insandır, o zaman doktorlar da unutkandır.
Ama hiçbir doktorun bir insanın içinde makas unutacak kadar unutkan olabileceğini düşünmüyorum.
Bana sorarsanız bu, doktorlar arasında oynanan ufak bir oyundan başka birşey değil.
Bunun ameliyat sırasında oynanan iddialaşma türü bir oyun olduğunu düşünüyorum.
"Var mısın iddiaya bak bu makası adamın içine koyacam, 1 aydan önce farketmeyecek."
"O da birşey mi, böbrek yerine dalağını alacam hiç haberi olmayacak."
Bu tür oyunlar oynayan doktorlara söyleyecek tek bir sözüm var;

Organla şaka olmaz.

Sabırsız teknolojik

Futbolcu karşılamaya havaalanına kadar giden adamla aynı derecede gereksiz tek bir adam var:
"Teknolojik alet için mağaza önünde yatan adam".
Yeni iphone, ipad veya yepyeni bir cep telefonu mu çıkıyor?
Yaz kış farketmez, uyku tulumunu alır, evsiz gibi, çapulcu gibi gider mağazanın önünde yatar.
Sonra bi de gururla anlatır; "bak uykumdan kıstım, yerde yattım ilk çıkan ayfonu ben aldım."
Afferim oğlum, afferim sana, ayfonun var ama çöpçü gibisin, çingene gibisin.
Yattığın yerden soğuğu yersin inşallah.

Hayırlı olsun.

Restorantta TV fobisi

Türlü türlü insan, bin türlü fobi var.
Misal benim fobim, televizyon altına oturma fobisi.
Restoranta giriyorum, çevreme bakıyorum tüm masalar dolu, bi tek duvara asılı olan televizyonun altındaki masa boş. Anlıyorum ki bu fobiye bir tek ben sahip değilim.
Oturduğumla yemeği söylemem bir oluyor, ondan sonra tedirginlik içinde yemeği bekliyorum, bir an önce gelse de yiyip kalksam diye. Bu sırada kafamda senaryolar çiziyorum;
"Nerden baksan 72 ekran, yok yok 104 ekran bu, dev gibi, bi düşse kafamı kesin kırar, neyse ki tüplü televizyonlar kalmadı piyasada, yoksa hiç şansım yoktu, duvar aparatı sağlam mı acaba, dur vidalarına bir bakayım..."
diye diye ne yediğimden bişey anlıyorum ne oturduğumdan. Son lokmamı yutar yutmaz hızla kalkıp derin bir oh çekerek günüme devam ediyorum.

İşte fobi böyle birşey.

Ayva: Olmasa da olur

Mübarek yüce rabbimizin herşeyi bir amaç doğrultusunda yarattığını biliyoruz.
Ama peki ya "ayva"?
Ne meyveye benzediği var ne de başka bir şeye.
Yemekten sonra meyve olarak kimse yüzüne bakmadığı için belki tatlı olarak yutturruz demiş birileri ama o da tutmamış.
Tadının meymenetsizliğinden olsa gerek "Ayvayı yemek" şeklinde bir söz bile türemiş.
Hiç kötü bir durumda "Çileği yedik" veya "Avokadoyu yedik" dendiğini duydunuz mu?
Duymadınız tabi. O yüzden tekrar sormak istiyorum.

Ayva da ne allaşkına?

Tişörtler ve anneler

Bildiğiniz gibi anneler marketten toz bezi almazlar.
Onun yerine pusuya yatıp beklerler ki bir tane tişörtünüz daha eskisin, bir tanesinin daha bir tarafı delinsin diye.
Böyle bir durumda da hiç düşünmeden cart diye ortadan ikiye bölerler tişörtü.
Gün gelir hiç ummadığınız bir anda en sevdiğiniz tişörtünüzü banyonun önünde parçalanmış ve ıslak bir halde bulursunuz.
Allah kimseye böyle acı vermesin.
Bunun gibi durumların yaşanmaması için hemen bugün annenize marketten bir toz bezi alın.

Onu gerçek bir toz beziyle mutlu edin...

Bilinçli tüketici

Bilinçli tüketici nedir?
Efendim bilinçli tüketiciyi tanıyabilmenin en iyi yolu pillerle olan ilişkisini anlamaktan geçer.
Eğer siz de çevrenizde, bitmiş olan normal kalem pili şarj aletine takıp acaba şarj oluyor mu diye deneyen, o olmazsa pilleri tutup buzdolabına koyan, hiçbir çare kalmadığında ise pilleri taşla ezip içine bakan insanlar görüyorsanız, bilin ki o insanlar bunları bilinçli tüketici oldukları için yapıyor.

Çünkü bilinçli tüketici, pili son damlasına kadar sömürür.

Gül yüzlü ve özel ders

Dolandırıcılara muhteşem bir haberim var.
Onlar için yeni bir yöntem ürettim: "Özel ders sahtekarlığı".
--------------
Malzemeler;
Gül yüzlü, bir genç.
Sahtekarlık içgüdüsü.
-------------
Şimdi süreç şöyle işliyor. Elimizdeki gül yüzlü genç adına şehrin her tarafına şu tür ilanlar asıyoruz; "Boğaziçi mezunundan matematik dersi, Boğaziçi mezunundan fizik dersi vs..."
Verdiğimiz ilana düşen kurbanlarımıza gül yüzlü elemanımızı yollayıp velilerinin gözünü boyuyoruz. Veliler onun arkasından "çok da temiz bir oğlana benziyor..." diyor. Haftaya gidip çocukla derslere başlıyoruz. Gül yüzlü matematikten anlıyorsa anladığı kadar birşeyler anlatıyor, anlamıyorsa da kafasından formüller uydurup çocuğa çok marjinal bir matematikçi olduğunu kanıtlıyor. Durum çakılana kadar haftada saati 50 TL'den koparabildiğimizi koparıp evden koşarak kaçıyoruz. Bunu eş zamanlı olarak 100 tane gül yüzlüyle yaptığımızı düşündüğümüzde çok büyük bir servete kavuştuk bile.

İyi dolandırmalar.

Beleşçi hanımlar

Sevgili ev hanımlarımızın affına sığınarak söylemek istiyorum ki; Beleşcisiniz hanımlar.
Pastayı böreği yaparken unun, şekerin eksik olduğunu farkedince hemen zavallı çocuğunuzun masumiyetini kullanıp onu komşuya yolluyorsunuz. Çocuk acı dolu gözlerle; "annem varsa bir fincan un istedi..." derken komşunun yüreği parçalanıyor, fincanla değil poşediyle, kilo kilo yolluyor unu.
Halbuki unun bittiğini farkettiğinizde çocuğu bakkala yollasanız iki dakkada alır gelir afacan.

Ama beleşin tadı ayrı tabi.

Banyo yönetimi

"Bugün yıkanmayayım haftasonu zaten evdeyim..." diyor,
"Dün akşam yıkandım, planım iptal oldu, bugün evdeyim yazık oldu..." diye kahroluyor,
"Saçım biraz yağlı ama olsun zaten arkadaşlar yabancı değil..." şeklinde stratejiler kuruyorsanız,
siz de banyo yönetimi konusunda uzmanlaştınız demektir.
Banyo yönetimi önemlidir, banyo yönetimi gereksiz su tüketimini önler, banyo yönetimi biraz kirli ama daha akıllı nesiller yaratır.

Banyo yönetimi bir sanattır.