Rahatsız ve havalı

Çok havalı, çok şekilli insan gördüm. Ama hiçbirinin "derste rahatsızlanan kız öğrenci" kadar forsu yoktu.
Okulun en sert hocası, müdür, hatta milli eğitim müdürü gelsin farketmez.
-Ayşe nerde?
-Rahatsızlandı hocam.
-Haa tamam.
...
-Ahmet nerde?
-Rahatsızlandı hocam.
-Çağırın gelsin.

İşte hayatın adaletsizliği, acımasızlığı.

Ekstrem sporlar

Selam genç.
Yoksa sen de türlü bungee jumping, paraşütle atlama vesaire görüntüsünü izleyip, "ah ben de yapsam, keşke ben de o heyecanı yaşasam" diye diye iç mi çekiyorsun.
Kolayı var; Deveye bin.
Hiç başka şeyle uğraşmana gerek yok, bir deveye binsen yeter.
Hörgücüne mi oturacam, boynundan mı tutacam, ya tükürürse, aha ayağa kalkıyor, anam düştüm düşecem derken birçok ekstrem sporu bir arada yapmış kadar olacaksın zaten.

O yüzden hiç üzülme, git bir deveye bin gel.

Yeni nesil çete

Gün geçmiyor ki ülkemizdeki çeteciler yeni dolandırıcılık yöntemleri üretmesinler.
Sevgili çeteci abilerimize bir yöntem de benden armağan olsun; "Apartmanda altın günü çeteciliği"
Sistem şöyle işliyor, önce çok tonton, sevimli mi sevimli bir teyzeyi çete kadromuza katıyoruz, bu teyzeyi orta halli bir mahallede bir apartmana yerleştiriyoruz.
Teyzeyi doğal ortamına bırakınca çevreyle ilişkilerini kurmaya başlıyor ve  normal olarak bir süre sonra apartmandaki altın gününe davet ediliyor.
Bu noktada teyzenin tontonluğunu ve cinliğini kullanıp "e hadi bende toplanalım bari, ben de herkesle kaynaşmış olurum" şeklinde bir sevimlilik yapması şart. O da olmazsa en fazla 2 veya 3. altın gününde herkesi kendine toplaması lazım.
Apartmanda 10 kat x 4 daire desek = 40 daire eder. 40 dairedeki 40 bayanın 30 tanesi altın gününe katılıyor olsa her altın gününde ev sahibine 29 altın gelir. Üçüncü altın gününü bizim teyze düzenlese, 2 altın vermiş 29 altın almış olur. Günün hemen ardından bizim teyze sırra kadem basar.
Aynı yöntemle 10 teyze çalıştırsak verilen altın 20, alınan altın 290.

Onun da kâr hesabını sen yap artık.

Yemin içerim ki

Oturdum düşündüm; acaba dilimizdeki en inandırıcı yemin sözü nedir diye.
"Allah çarpsın" la başladım işe.
Dinci kesim için inandırıcılığı yüksek bir söz ama bir ateist söylüyorsa iki kere düşünün.
"Ekmek çarpsın"ı düşündüm bir de.
Sofralarımızın vazgeçilmezi ekmek... Şimdiye kadar kimseye çarptığını görmedim, ki ekmek çarpsa bile fazla bir zarar vermez. Ama çarpan ekmek, fırından yeni çıkmış bir pide ise vücuda yapışabilir, o açıdan tehlikeli.
"İki gözüm önüme aksın" sözü ise diğerlerine göre daha içten.
Bunu diyen adam muhtemelen haklı ve dargındır. Daha fazla sıkıştırıp kalbini kırmanıza gerek yok.
Bütün bunları düşünürken, inandırıcılığı tartışılmaz bir yemin sözüne denk geldim ki hiç şakası yok.
Eğer birisi söze "Anam avradım olsun" diye başlıyorsa o adamı yargılamayın. Çünkü normal insan böyle yemin etmez. Bu söz, üzerine fazla gidilmiş bir masumdan başkasına ait olamaz.

O yüzden siz siz olun, anam avradım olsun diyen adama inanın.

Moda tarihinde bir devrim

Sevgili giyim meraklıları, moda ikonları, hatta ikoncanlar;
Size giyim konusunda gelmiş geçmiş en büyük icat nedir diye sorsak, hemen başlarsınız yok topuklu ayakkabı yok fötr şapka diye, ama gözünüzü açıp da çevreye bakmayı bilmezsiniz.
Çünkü dönüp çevrenize baktığınızda görürsünüz ki, giyim alanında ortaya çıkmış en büyük icat "çift taraflı mont"tur.
Kıyafetin kırmızı mı?
Çevir kırmızı tarafını giy.
Kırmızı tarafına yemek mi döküldü?
Çevir siyah tarafını giy.
Normal montunu ayda bir yıkıyorsan bunu iki ayda bir yıka.

Yok böyle bir lüks.

Pokemon işi şakaya gelmez

Bu sayfa aracılığı ile tüm Pokemon hayranlarından özür dilemek istiyorum.
Yıllarca küçümseyerek baktım Pokemon'a.
"En iyi Pokemon eğitmeni olmak için çok çalışmak gerek" diyip duruyorlardı da gülüp geçiyordum, ne var ulan bunda diye.
Ama sonradan farkettim mi, Pokemon eğitmenliği zor zanaat.
Sen al o sevimli, el kadar hayvanları, birer canavara, birer ölüm makinesine dönüştürüp düşmanın üzerine sal.
Bunu yapmak yürek, inanç ve sevgi ister.

Büyük Pokemon eğitmeni Ash'e saygılarımla...

Gönülleri yakan hard disk

Bilgisayar dediğin nedir?
Anakart, işlemci, monitör vs. Yani hep fuzuli şeyler.
Ama hard disk dedin mi orda dur.
Anakartını üç kere düşünüyorsan hard diskini beş kere düşün.
Hergün kasanın tozunu almıyorsan da günde bir kere kasanı aç, harddiskine sevgi göster. Çünkü hard diskler içlerinde sevgi taşır.
Bir işlemci yanıp patlayabilir, parasını verip yenisini alırsın.
Ama harddisk yandı mı sadece kendisi yanmaz, yürekleri, gönülleri de yakar gider.

Hard diskini sev.

Issız ada ve 3 şey

Issız adaya düşünce yanınıza alacağınız 3 şey konusuna bir açıklık getirelim artık.
Yok Cenıfır Lopez'i götürürdüm, yok Bred Pit'i diyip coşmaya gerek yok. İnsan sıkılgandır, adaya ne götürürseniz götürün 1 hafta sonra kovalarsınız onu ordan.
O yüzden yanınıza bi cep telefonu, bir sürat motoru, bir de navigasyon cihazı alın da adam gibi evinize dönün.

Benden söylemesi.

Yeter be meteorolojici

Meteoroloji uzmanlarına sesleniyorum.
Yeter insanlığın içine saldığınız korku yeter.
Çıkıp çıkıp "bu kış son bin yılın en soğuk kışı, bu yaz son beş bin yılın en sıcak yazı" olacak diyip duruyorsunuz.
Oluyor mu? Oluyor ama nasıl oluyor?
Bu kış son bin yılın en soğuk kışından 0,65 santigrat derece daha soğuk oluyor, sen de çıkıp milletin içine korku salıyorsun, yok donacaksınız yok yandınız bittiniz evden çıkmayın.
Ben napıyorum, geçen bin yıl boyunca giydiğim çorabın bi kalınını alıyorum, işime bakıyorum.

Yürü meteorolojici yürü.

Uçlar dünyasında kısa bir yolculuk

Okulda sınıfa dönüp; "0.9 ucu olan var mı?" diye bağırdığında bir kızın "var" dediğini duydun mu hiç?
Duymadın tabi ki, duyamazsın da.
Çünkü 0.9 uç erkek ucudur. Kapkalın yazar, elin deftere sürtünce defteri çamura çevirir. Kızın eline yakışmaz.
0.7 de bir nevi öyledir, ama daha naziktir. 0.9'u genellikle tabiri caizse sınıfın "ayı"ları kullanır. En arka sırada oturup her türlü taşkınlığı yapan 80 kilo üzeri bu arkadaşlar "ayı" şeklinde nitelendirilir.
0.7 kullanıcıları ise iyi aile terbiyesi almış, sanata ve spora yatkın başarılı öğrencilerdir.
Sonradan sonraya çıkan 0.3 uçlar ise tam bir çıtkırıldım hassas kız ucu. Onu kullanan erkek varsa bilin ki kendisi büyük ihtimalle gay. Devlet lisesinde okuyamaz, özel okulda zorla tutunur.
Ha 0.9 kullanan kız hiç mi yok dersen; var, o da erkek döven, futbol oynayan iri kıyım kız kontenjanından.

Uçlar dünyasında kısa bir yolculuk yaptınız.

Unutmadan yazayım

Mesela büyük düşünürler var.
Nietzsche'sinden tut, Diyojen'e, adamların özlü sözleri dillere destan.
Buraya kadar sorun yok. Ben işin perde arkasındayım.
Farabi, bin yıl önce aklına şekilli bir söz geldiğinde ordan oraya nasıl koşturdu onu merak ediyorum.
Misal Mevlana; "Mum olmak kolay değildir, ışık saçmak için önce yanmak gerekir" dedikten sonra,
"Anam ne biçim laf ettim lan, hemen unutmadan yazayım, aha tükenmez kalem yazmıyor, yok kurşun da olmaz, pilotla yazayım, hani kağıt nerde..." diye telaşlandı mı telaşlanmadı mı?
Benim merak ettiğim bu.

Büyük düşünürler de telaşlanır...

Kara sevda

Sevgili Barış Manço'yu saygı ve sevgiyle anıyoruz buradan.
Çocukluğumuz onunla geçti, ustaya saygısızlık yapmam hiçbir şekilde, ama kafamı kurcalayıp duran birşey var. Söylemem lazım.
"Dışarısı buz gibi lapa lapa kar var benim içim yanıyor"
"Eksi kırk derece soğuk suda bile yüzerim inan ki"

diyorsun ya.
İnanmam Barış Abi, inanmam.
-40 derece soğuk suda yüzemezsin, donar orda su. Anca buza atlayıp ordan oraya kayarsın ki, o da kara sevdalı olduğun kızı etkileyecek bir davranış olmaz.

Ustaya tekrar saygılarımızla.

Gençlere tavsiyeler

Gençler!
Ortaokullular, liseliler. Okul hayatınızdaki davranışlarınıza çok dikkat etmeniz lazım.
Çünkü ilerde, ne kadar büyürseniz büyüyün, bugünkü davranışlarınızla anılacaksınız. Sınıfın en kavgacı, en korkak, okulun en beceriksiz çocuğu, en şişman kızı olun, sorun değil.
Ama siz siz olun, derste osurmayın. İlerde çok çalışıp holding sahibi de olsanız o gerçek gelir sizi bulur.

Benden söylemesi.

Sünnet düğünü

Sevgili teyzeler, amcalar, enişteler;
sünnet olayının "sünnet düğünü" olarak anılması onun eğlenceli birşey olduğu manasına gelmez.
Bu yanlış anlamayı silelim ki, çocuğun biri ameliyat edilirken ortada davul zurna çalıp oynamayı bir an önce bırakın.
Ufacık çocuk korkularıyla yüzleştiği sırada halasıyla amcasının karşılıklı göbek atmasını izlemekten zevk alıyor mu, bir düşünün.
Sünnetten sonra geçmiş olsuna gelin, dünya daha mantıklı bir yer olsun.

Düğünlerin en psikopatı; Sünnet düğünü.

Hijyen ve ekmek

Hijyeni severim. Hijyen, mikropların bizden uzakta oturması demektir.
Hijyen kurallarına her zaman dikkat ederim. Bir yer hariç; "Marketin ekmek reyonu".
Markete girer alacağımı alır, ekmek reyonuna sinsice yaklaşırım. Unutmayalım, "güzel bir yemeğin yolu çıtır ekmekten geçer".
Önce çevremi bir kollarım, çevrede insan var mı? Varsa biraz bekler, yoksa güvenlik kameralarını arkama alır, sırayla tüm ekmekleri mıncıklaya mıncıklaya en çıtırını seçer, sepete atar, mutlu adımlarla evimin yolunu tutarım.

Sonuçta biz de insanız. Ve insan ekmek mıncıklar.

Satış

Sokaklarda birşeyler satan insanlar var, çalışıyorlar, insana zorla birşey satmıyorlar.
Kapı kapı gezip ürün satmaya çalışan insanlar da var, istemiyorum diyorsun gidiyorlar.
Onlara da saygım var.
Ama telefonda satış yapan insan var ya, işte onunla nasıl başa çıkacağımı hiç bilmiyorum. İnanılmaz bir çeneye sahip, ayrıca söylediğiniz hiçbirşeyi dinlememe konusunda çok başarılı. İlgilenmiyorum sözü onun için geçerli değil. En çok kullandığı söz ise "Ama bakın..."

Alışveriş yapmak istemediğinizi hiçbir mantıklı biçimde anlatamayacığınız tür: Telefon pazarlamacısı.

İETT ve Derin konular

Üstünü başını aceleyle giydi, herşeyi tam zamanında halletmişti, sokağa çıkıp otobüse binip gidecekti hepsi bu.
Hızlı adımlarla durağa yaklaşırken, 20 dakikada bir gelen otobüsün kendinden önce durağa geldiğini gördü ve düşünmeye başladı.
Durağa gelmeme daha var, otobüs ne zamandan beri orda?
Acaba koşsam yetişir miyim?
Yoksa bayadır ordaydı da, ben koşmaya başladığım an mı gidecek?
Kim ne der umursamadan ölümüne bir depar patlatsam yetişir miyim?
Ama ya yetişemezsem, yorulduğuma değer mi?

İşte bu soruları kendine sorup durdu büyük düşünür Niçe.

İnce&kalın Nokia

İnce uçlu Nokia'cılar var, kalın uçcular var.
Kalın uçcular sanki daha içten, daha bizden, eski toprak.
Bir derdin olsa kalın uçlu Nokia'cıya anlatırsın her türlü. Paraya mı sıkıştın, hiç çekinme, borç verir, durumun olunca geri ödersin.
Ama ince uçlu Nokia'cıdan sakın borç isteme, lafı evirir çevirir, vermemek için her türlü oyunu yapar. Verirse de öbürgün geri ister. Zamane çocuğu.

Ne varsa eskilerde var.

Eyvallah

-Naber nasılsın?
-Eyvallah, sen nasılsın?
-Gel otur birşeyler iç?
-Eyvallah abi sağol.
-Görüşürüz ozaman.
-Görüşürüz abi, Eyvallah.

Ne işe yaradığı belli olmayan, her yola gelen laf: "Eyvallah"

Dükkan önü adamı

Restoranların, çay bahçelerinin, kafelerin önünden geçip giden insanlara; "Merhaba, hoş geldiniz", "Buyrun şöyle geçin" şeklinde seslenen abiler, 21. yüzyılın pazarlama dehası sizsiniz.
Öyle mükemmel bir yöntem bulmuşsunuz ki, işi gücü olan adam bile ansızın kendini bir kafede oturmuş yemek yiyip nargile tüttürür halde bulabiliyor.
Bilinç altına etki etmek böyle birşey olsa gerek.

Pazarlama dehası, dükkan önü adamları.

Tayttaki çük

Buradan çeşitli markalara sesleniyorum.
Birbirinizle sürekli yarış içindesiniz. Bu ürün için hangi ünlüyle çalışsak, şu ürünün reklamlarında ne yapsak, sokak panolarında hangi rengi kullansak müşterinin dikkatini çekeriz diye düşünüp duruyorsunuz.
Hepsine birden tek bir çözüm öneriyorum; "Tayttaki çük"
Herhangi bir reklamınızın bir yerine bir halterci, bir balet veya bir güreşçi koyun.
Bunlardan herhangi birinin taytında beliren çüke gözü takılmayacak insan tanımıyorum.

Kısa sürede markanız kıymetlenecek, yıllık geliriniz milyonlarca dolar artacaktır.

Gurur ve küçük Elvan'lar

Bir insanın hayatında yaşadığı gururlu anlar vardır.
Okulunu bitirdiğinde, güzel bir işe girdiğinde, yapamazsın denileni yaptığında gururla dolar insan.
Ama ben, iki kardeşten biri anneden babadan azarı yerken diğerinin yaşadığı gurur gibisini bilmiyorum.
Bir acaip havalar, çevreye atılan güven dolu bakışlar, ben bu ailenin akıllı ve olgun çocuğuyum tripleri...
Yaşadığı gurur, olimpiyatlarda altın madalya almış Elvan Abeelyeylesse gururuna denk.

Seninle gurur duyuyoruz ailemizin Elvan Abelyelgelssesle'si

Çekirdek ve nükleer savaşlar

Kültürlerin arasındaki diyaloğu bitirirsen ne olur?
Kültürler birbirine yabancılaşır, empati ortadan kalkar, saldırganlık artar ve hatta ırkçılık hortlar.
İki ayrı kültürün birbiriyle savaşmasına kadar yolu var bunun.
Böyle birşeye neden olmak mı istiyorsun?
İki farklı kültür seç, bas çekirdeği, bas çiğdemi. Sabahtan akşama yesinler çot çut.
Çekirdeklerinin bitmesine hiçbirzaman izin verme. Araya fındık fıstık karıştırıp dikkati dağıtma.

Kısa süre içinde savaş patlak verecektir.

İnsanlık dramı

Ben arabaya oturmuş rahat rahat giderken yanımdan içi tıklım tıkış insan dolu otobüs geçince rahatsız oluyorum, vicdanım sızlıyor.
Kafamı önüme eğiyorum, aman otobüsten biriyle göz göze gelmeyeyim diye.
Aman diyorum yüzlerine bakmayayım, aman onları utandırmayayım.
Aynı şekilde otobüste cama yapışmış şekilde ilerleyen ben isem, yanımdan konfor içinde arabasıyla geçen adamla gözgöze gelmeye çalışıyorum. Hele arabadan bana bakan ufak bir çocuksa durum daha acı bir hal alıyor.

Değişken ruh halleri içersindeyim.

Holivut ve telefon adabı

Buradan Holivut'a sesleniyorum tekrar.
Dünya film-dizi sektörünü ele geçirdiniz. Her türlü işi biliyorsunuz herşeyin en iyisini yapıyorsunuz. Ama karakterlerinize telefonla konuşmanın adabını hâlâ öğretemediniz.
Daha bir tane karakterin telefonunu kapatırken; "Hadi görüşürüz canım, hadi kendine iyi bak, öptüm" dediğini görmüş değilim.
Soracağını soruyor çat diye kapatıyor kapaklı telefonunu.
Karşıdakinin bir diyeceği, bir derdi var mıdır, suratına kapatırsam darılır mı umrunda değil.

Önce insanlık

Boş vaatçi basın

Sevgili basın,
ara sıra şuna benzer haberler yapıyorsun:
İşte kanseri yok eden bitki!
İşte hastalıklara geçit vermeyen formül!
İşte sağlıklı yaşam için tüketilmesi gereken besin!
Emeklisi yaşlısı hastası bir heyecanla açıyor sayfaları, okuyayım öğreneyim, neymiş bu bitki, gideyim pazardan alayım şifa bulayım diye.
Ama okuyunca ne görüyor?
Senin yaşlıya, emekliye önerdiğin bitki, sadece Güney Amerika sahillerinde yetişen "Narin Nikaragua Bambusu" imiş. Bulabilene aşkolsun.
Beğendin mi yaptığını? Gazetede iki satır yer dolduracam diye hastayı yok yere heyecanlandırdın.

Yapma böyle.

Oruçlu ağzı

-Niyetli misin?
-Neye?
-Oruca?
-Niyetliydim ama tutmadım?
-Çok büyük günaha girdin.
-Niye ki?
-Niyet ettikten sonra tutman lazımdı. Bozmuşsun sen.
-Niyeti mi?
-Orucu.
-Oruç tutmadım ki bozayım.
-Tutmaya niyet etmişsin ama.
-Niyetlendim ama tutmadım.
-Onu diyorum işte.
...

Ve bu diyalog sonsuza kadar sürüp gitti...

Teyzelerin sırrı

Biliyorum ki hiçbiriniz havalardan memnun değil.
Yazın sıcaklardan, kışın soğuklardan şikayetçisiniz.
Kış gelince; "Of yeter donduk yaz gelsin...", yaz gelince "Aman yandık kış gelsin..."
Ben de aynı konuda şikayetçiyim ve bu sorunun çözümü için bilim adamlarıyla yurdumuzun teyzeleri el ele versin istiyorum.
Bilim adamları teyzelerimizi derinlemesine incelesin.
Yaz kış demeden hırkayla gezen teyzelerin gizli sırrı ne?

Diskaviri çenıllık bir araştırma dizisi ortaya çıkmazsa hiçbişe bilmiyorum.

Ecza deposu

Yaşlı evinde yaşayan gence hiçbirşey olmaz. İçi rahat olsun.
Üşüttü mü? Anında antibiyotik hazır.
Biryeri mi tutuldu? Buzdolabında her türlü merhem mevcut.
Gözü bulandı, göz damlası, burnu tıkandı burun spreyi...

Yaşlı evi; gencin güvende olduğu yer.

Gerçek felaket senaryosu

Holivut sineması felaket senaryolarını sever.
Ama son zamanlarda bir kısır döngü içine girdiklerini farkettim. Filmlerde sürekli ya biryerlerde deprem oluyor, ya bir kasırga vs, sonuçları hep belli. Bu yüzden Holivut'a yardım elini uzatma kararı verdim. Onlara yıllardır sır gibi sakladığım bir senaryomu armağan ediyorum. Artık tim börtın mı çeker coni dep mi oynar orasına karışmam. Senaryomuz şöyle;
Son 135 yılın en sıcak yazının yaşandığı Kolorado'da garip şeyler olmaktadır. Koloradolular hergün leş gibi terlemekteyken bir sabah bir uyanırlar evlerinin önüne 2 metre kar yağmış. Doğa dengesiz davranarak insanlardan öcünü almaktadır. Sabah uyandıklarında sokaklardaki karı gören Kolorado sakinleri şaşkına döner ve yazın ortasında kışlıkları çıkarmanın telaşına düşerler. Zamansız kışlık çıkarma, yazlıkları yıkayıp ütüleme, katlayıp dolaba yerleştirme derken birçok Koloradolu psikolojik çöküntüye uğrar. Bir yandan da montlarını istemeye istemeye naftalin kokusu içinde giyer dururlar.

Ve olaylar gelişir.

On parmakta on marifet

Biliyorsunuz ki memleketimizdeki herkes futbol yorumcusu, herkes siyasetçi...
Futbolcu gördüğünde spor yorumcusu, bakan gördüğünde siyasetçi olan insanımız aynı zamanda yeri geldiğinde doktor da olabilmektedir.
Ortalık yere bir röntgen filmi bırakıp deneyebilirsiniz.
Bıraktığınız röntgeni kısa süre içinde birisi alıp ışığa doğru tutacak ve ciddiyetini hiç bozmadan uzun uzun bakacaktır.

Röntgen gören adamın ciddiyeti başkadır.

Kıraç'a açık mektup

Sevgili sanatçımız Kıraç'a bir müjdem var!
Onu rahata kavuşturacak bir buluşa imza attım; "Kendinden titrek sahne".
Artık konserler Kıraç için çok daha rahat geçecek. Sabahtan akşama kadar sahnede melemesine gerek yok.
Sen dümdüz oku Kıraç! Biz sesini titretiriz...

Çoban Kıraç, Koyunsever Kıraç.

Bulmaca ve bilim

Kare bulmaca yazarı; Ayıp ediyorsun.
Sen koskoca periyodik tabloyu al, bulmacanın boş kalan yerlerini doldurmak için sağa sola dağıt dur.
Silisyum'un simgesi... Potasyum'un simgesi... İki harf oraya sıkıştırayım üç harf buraya.
Sen lisede periyodik tablo eğitimini bulmaca doldurmak için mi aldın güzel abim?

Bilimi amaçlarına alet etmek işte böyle birşey.

Sabırlı olmak

Bardağın, tabağın sonunu beklemeyen garson.
Acelen ne evladım?
Mutfakta bardak mı kalmadı?
Bilmez misin kimi insan tabağındaki en güzel lokmayı en sona saklar. Biranın dibinde şöyle bir yudum bırakayım da tek hamlede hüpleteyim diye heycanlanır durur.

Ama sen napıyorsun?
Ansızın çıkıp uzaklara götürüyorsun o son yudumu, o tatlı lokmayı.

Patronun olaydım iki dakkada kovardım seni.

İçten gelen sese verilen kulak

İnsanın vereceği kararlarda her zaman iç sesini dinlemesinden yanayım.
İçinizden gelen ses ne diyorsa doğrusu odur.
Özellikle, sıcak mı soğuk mu belli olmayan havalarda dışarı çıkarken...
İç sesin her zaman bir fikri vardır. Mesela;
"Hava iyi, yanına başka birşey alma, tişört yeter..." der.
Ama sen içinden gelen sese güvenmeyip çevrendeki birine sorarsan yanılır, gün boyu elinde ceketle ordan oraya dolanırsın.

Aradığınız uzaklarda değil, hemen burda, içinizde...

Darılganlık ve bilinmeyen muhitler

Kimi zaman fazla bilmediğim bir muhitteki bir binayı arıyorum.
Sora sora Bağdat bulunur misali.
Birkaç kişiye sorduktan sonra aradığım yere yaklaştığımı hissediyorum. Artık sormasam da bulurum aslında.
Ama işim garanti olsun diyorum, bir esnafa daha sorayım.
Sorduğum son esnaf bana alakasız biryeri tarif ederse eğer, durumu hiç bozuntuya vermiyorum. Tarif ettiği yöne doğru biraz yürüyüp, adamın dükkanına döndüğünü görünce yönümü değiştiriyorum. Maksat gönlü olsun.
Çünkü bir esnaf, dükkanının çevresini iyi bildiğini herkese göstermek ister. Söylediği yöne gitmezseniz ayıp olur.

Esnaflar da darılır.

Hain mide

Büyüklerimiz hep söyler; "Herşeyin başı sağlık".
"Vücuduna iyi bakmazsan o vücut ilerde senden intikamını alır, seni yarı yolda bırakır" derler.
Bana sorarsanız, böyle bir durumda vücutta intikamı en kötü şekilde alan organ midedir.
Vücudu aç mı bıraktın?
Mide en başta bu duruma hiç sesini çıkarmaz. Sessiz bir ortama gitmenizi ve çevrenize çok samimi olmadığınız insanların toplaşmasını bekler. Sonra en olmadık yerde yüksek sesle guruldayarak sizden intikamını alır.
Siz birşeyler yiyene kadar aralıklarla guruldayarak herkesin içinde sizi taciz eder.
Siz de utana sıkıla etrafınıza gülücükler saçar durursunuz.

Herşeyin başı sağlık.

Vestiyer

İnsanın her çaresizliğini paraya dönüştürmeye çalıştıran mantık asabımı bozuyor.
Bunların en önde geleni ise vestiyerciler.
Gidiyorsun bir etkinliğe, konser alanına girerken bir bakıyorsun "Vestiyer 5 TL".
Cimrilikten pintilikten değil, o mantığın oyuncağı olmamak için, içerisi ne kadar sıcak olursa olsun, alırım paltomu kolumun altına, terlerim, pişik olurum, konseri kendime zehir ederim ama o 5 TL'yi vermem.

Kullandırtmam kendimi.

Üretmezlik

Calgon kadar yerinde sayan şirket bilmiyorum.
Kendimi bildim bileli reklam konusunda ikinci bir fikir üretemedi adamlar.
Bir çamaşır makinesi ustası, bir ev hanımı bir de onları buluşturup kadının yüreğine indiren Calgon görevlisi.
İşte bir Calgon reklamının tarifi bu kadar basit.
İlerle diyorum Calgon ilerle.

Kireçli rezistansa içlenen teyze numarası da bir yere kadar.

Hani?

Ortaokulda, lisede matematik dersinde söylenip duran bir grup gençtik.
Söyledik söyledik sesimizi duyuramadık.
Ne zaman; "bu matematik ilerde ne işimize yarayacak" desek, bilmişin biri çıkıp; "Olur mu hiç!! Matematik hayatın her alanında lazım.." diyip durdu.
26 yaşına geldim, göremedim. Hani noldu o integraller, permütasyonlar?
Hani nerdesin bilmiş matematikçi?

Yeni nesile sesleniyorum; Matematik, ebay'den alacağınız ürünün TL fiyatını hesaplamaktan başka hiçbir şeye yaramaz.

Taraftar

Şu futbol taraftarı ilginç şey.
Gün geçmiyor ki yeni bir özelliğiyle karşımıza çıkmasın. Kendi borçlarından çok takımının borcuna kafa yorması da bunlardan biri.
-Abi Galatasaray'ın 100 milyon dolar borcu varmış.
-Abi borçları kapatmazsak takım ceza alacakmış.
-Abi yıldız oyuncu aldık ama o kadar da borcumuz var, nasıl ödeyecez? 

Havaalanında futbolcu karşılayan, gidip antremanı tribünden izleyen, takımın borcuna kederlenen adam; Taraftar

Evrende yaşam

Uzaylılar ve dünya dışındaki yaşam hep ilgimi çekmiştir. UFO'lar üzerine çok kitap okudum, çok belgesel izledim.
Özellikle sık sık haber bültenlerine konu olan, UFO gören insan röportajlarını takip ettim.
Yıllar sonunda bu konuda deneyimlediklerim bana şunu öğretti;
"UFO gören insan ve bayan otobüs şöförü gören insanın verdiği tepki birebir aynıdır."
Bir gece yürürken gökyüzünde parlak bir ışık mı gördün?
-"Aha UFO"
Bir gece yürürken yanından bir bayanın kullandığı belediye otobüsü mü geçti?
-"Aha kadın otobüs şoförü"

Aynı heyecan, aynı şaşkınlık...

Ayvalık bilinmezi

Kimliğini kaybetmiş bir yiyecek daha...
Ayvalık tostu...
Tost olamayacak kadar büyük, hahvaltıda yenmeyecek kadar haşmetli.
Büfecinin gözbebeği, müşterinin kafa karışıklığı.
-Öğlen oldu tost yenir mi?
-"Tost değil oğlum Ayvalık tostu".

İşte budur onun hikayesi.

Bir nevi evcilik oyunu

Monarşiyle yönetilen ülkeleri ciddiye almıyorum, alamıyorum.
Sanki hayal aleminde yaşıyorlar.
Ülkenin başında prens var prenses var.
Bari dış işlerinize Rapunzel, iç işlerinize Polyanna baksın da tam olsun.
Savunma bakanı da He-Man olur.

21. yüzyılda biraz gerçekçi olalım allaşkına...

Doğuştan şanssız

Bazen güzel, anlamlı özlü sözler geliyor aklıma.
Bir kağıda yaz çerçeveletip duvara as.
Genç bir çocuğa söyle, hayat felsefesi yapsın başarıdan başarıya koşsun.
O biçim yani.
Ama unutulup gidiyor.
Aynı sözü Oscar Wilde söylese şimdiye hepinizin dilinde sakız olmuştu.

Yanlış zamanda doğmuşuz azizim...

Peygamber sabrı

Kolay kolay sinirlenmem, peygamber gibi adamım maşallah.
Ama bazı durumlar var tabi.
Misal süpermarkete girer alışverişimi yaparım, kasadan geçirdiklerimi poşete koymaya çalışırım poşet açılmaz.
İşte o zaman çıldırrım, kan beynime sıçrar. Kasiyer sıradan geçirip geçirip yığar önüme ürünleri, ben daha ilk poşeti açamamışım.
Biriken ürünler, sırada bekleyen insanlar, inatla para üstünü uzatan kasiyer...
Gel de çıldırma.

Biz de insanız sonuçta.

Tam sayılar

Ölmeden önce görülecek 100 şehir.
Ölmeden önce izlenecek 1000 film.
Ölmeden önce tadılacak 50 lezzet.
Bakıyorum da sayılar hep tam. Sayıları tamamlayalım diye arada millete kötü şehir, dandik film, tatsız yemek tavsiyesinde bulunacaksınız, yazık olacak. Adam ölmeden önce bir de bunlarla uğraşacak.

Ölmeden önce görülecek 96 şehir, 689 film de, canımı ye.

Düğün ve dernek

Çocukken zırt pırt düğün davetiyesi gelirdi eve.
Şunun kızıyla bunun oğlu evleniyor, bu mutlu günümüzde sizi de aramızda görmekten vıdıvıdı...
Davetliler alırdı eline davetiyeyi, bir süzdükten sonra;
"hımm güzel davetiyeymiş..." 
"ay ne güzel davetiye yapmışlar..."
şeklinde yorumlar.
Ben ise alırdım davetiyeyi ve hemen en alt kısmına bakardım.
Eğer ki "Çocuk getirmemeniz rica olunur" ibaresi var, işte o davetiye o zaman güzel bir davetiye olurdu.

Yaş ilerledi mâlum, bir ayrıcalıktan daha olduk.

Sevimli amcalar

Çocuklarınız hep doğduğu andaki gibi sevimli ve ufak tefek kalacak sanıp onlara Aliş, Buğracan gibi acaip isimler koyuyorsunuz.
Yazık ediyorsunuz.

Çocuk büyüdükçe kimlik bunalımına girmeye başlıyor. Kocaman adam oldum, Buğracan ne ulan diyip bağımsızlığını ilan ediyor ve artık kendine Buğra dedirtiyor.

İşte o çocuğun sonuna kadar arkasındayım ben.

Üfle ve vur

Memlekette teknolojinin niye gelişmediğini buldum.
Bozulan şeyi üfleyerek tamir ediyoruz da ondan. Ve sorun da şurda ki, gerçekten de bu şekilde birşeyleri tamir edebiliyoruz. Şahsen ben çok kasetçalar, kumanda düzelttim bu yöntemle.
Muhtemelen bu yöntem bir Japon'un aklına gelmediği için Japon insanı bozulan aletin içini açıp devrelerle falan oynuyor. O da tamirini öyle yapıyor.
Tabi böyle böyle derken Japonya noluyor?
"Teknoloji devi"
Olur tabi, adamlarda üfleme yok çünkü.

Telefon mu bozuldu üfle deliğine, TV mi bozuldu vur tepesine.