Ranza sorunsalı

Yataktan korkmam.
Ama ranzadan korkarım.
Ne zaman biriyle aynı odada kalacak olduğumda karşımda ranzayı görsem telaşlanırım.
"Üstte mi yatsam altta mı?", hemen düşüneyim ki benim için iyi olan yeri kapayım.
Üstte yatsam gece yuvarlanıp düşer miyim?
Altta yatsam üsttekinin ağırlığından ranza kırılır da ezilir miyim?
Bunları düşünürken yanımdaki yatağını seçip kurulmuş olur bile.

Kısmet derim, gider yatarım.

Osuruk ve dünya barışı

Dünya barışı nasıl sağlanır diye düşünüp duruyorlar.
Bana sorarsanız dünya barışı tek bir osuruğa bakar.
Obama büyük bir devlet başkanıyla kameralar önündeyken kıçını tutamayıp bir "pırtlatsa" yeter.
Ondan sonra dünyada ne ciddiyet kalır ne başka birşey.
Ciddiyetin olmadığı yerde de savaş falan olmaz.
O yüzden büyük başkan Obama'ya sesleniyorum;

Osur!

Ev yapımı limonata

Bazen giriyorum zincir kafelere. Starbucks, Gloria Jeans farketmez.
Oturuyorum, bakıyorum menüye. "Ev yapımı kek, ev yapımı limonata..."
Dönüp bakıyorum kasadaki kızlara, oğlanlara. Düşünüyorum; "hangisinin annesi evde yaptı da gönderdi bunları acaba" diye.
Sonra bi silkelenip kendime geliyorum, diyorum ki, bırak bu işleri Starbucks.

CEO'nmu yaptı limonatayı, genel müdürün mü?

Ultra etkisiz

Bilimum temizlik markasından kıl kapıyorum.
Domestos, Cif vs farketmez. Bir ürün yapıyorsun, sonra o ürünün mavi renklisini yapıp üstüne niye "Daha Etkili" yazıyorsun arkadaş?
Madem bu daha etkili, öbürünü kaldır o zaman.
Niye satıyosun, ayıp değil mi?
Bir ürün öbüründen daha etkiliyse, öbür ürün bu üründen daha etkisiz değil midir?
Niye öyle yazmıyorsun?

Bizi mi yiyosun oğlum Hijyenik?

Tek boyutlu kız

Sadece tek yönden çekilen fotoğrafı güzel çıkan kızdan korkuyorum.
Tek tek fotoğraflarına bakıyorum. Hepsi aynı yönden, hepsinde tek yanak hepsinde yandan sırıtış.
Ödü patlıyor kameralara tam karşıdan yakalanırsam diye.
Yandan çeken olursa da hırçınlaşabiliyor ansızın.
Çağımızın en tehlikeli vebası belki de.

Aman diyim, çok tehlikeli...

Ayakkabı, kot

Ayakkabı ve kot mağazalarındaki görevli arkadaşlar.
İyi niyetinize inanıyorum.
Ama sürekli tekrarlamaya gerek yok.
Artık hepimiz biliyoruz ki;

O kot kendini biraz salacak, o ayakkabı yanlardan açma yapacak.

Dolmuşlarda yepyeni bir hizmet

Yepyeni bir icat için otomobil sektörüyle görüşmelere başladım.
Minibüslerde ve dolmuşlarda daha çok kullanılacağını düşündüğüm bu icat şöyle çalışıyor;
Şoför koltuğunun başlık kısmına insan eli şeklinde ve dokusunda bir parça ekliyoruz. Bu parça trafik lambaları ve kornalarla senkron çalışıyor. Yani ışığın ne zaman yeşil yandığını ve şoförün ne zaman kornaya bastığını algılıyor.
Sonuç olarak, eğer dolmuş şoförü yeşil yanmadan veyahut yeşil yandıktan sonra 1-2 saniye içinde kornaya basarsa insan sıcaklığındaki elden ensesine tokadı yiyiveriyor.
Gün içinde her ışıkta yediği tokatlarla enseleri kızaran şoförlerimizin bu huylarından böylelikle vazgeçeceklerini düşünüyorum.

Herşey bilim için.

Uyan kapıcı uyan

Kapıcı İbo'lar, Rıza efendiler, Hikmet dayılar.
Biz sizi kapıcı ünvanıyla da sevdik.
Ama bir takım yeni nesil kapıcı gelip kendilerine ne dedi?
"Apartman görevlisi".
Kapıcı ünvanından çekindiler, utandılar, halbuki bunda utanacak birşey yoktu.
Biz ekmeğimizi, kolamızı Mehmet Efendi'lerin elinden aldık.
Haydi efendiler, dayılar, amcalar.

Ünvanınıza sahip çıkın

Tarihteki en ilginç karakter

Öyle Roma'yı yakan Neron'larla, dünyaya korku salmış Kazıklı Voyvoda'larla gelmeyin bana.
Benim tarihte hayatını merak ettiğim tek karakter "Çeşnicibaşı".
Padişahın yemeğinde zehir var mı yok mu diye kontrol etmek için sürekli yiyip içen bir adam.
Bana sorarsanız sarayın en şanslı, en kral adamı.
40 yılda bir yemekte zehir çıkarsa ölebilir ama öldüğünde de, hayatını sarayda hiçbir iş yapmadan yiye içe geçirirmiş bir adam olarak hatırlanır. Kimse de diyemez; "Ulan çeşnicibaşı, işin gücün yemek, biraz da çalış..." diye.

Çeşnicibaşı yer, üzerine de yövmiye alır.

Yer tutmak zor zanaat

Sinemada, otobüste, parkta, dolmuşta..
Nerde olursa olsun hiç farketmez. Kimse için yer tutmak istemiyorum.
Bana bu sorumluluğu yüklemeyin lütfen, peşinen söylüyorum.
Geriliyorum, biri gelip çat diye oturacak diye gerim gerim geriniyorum.
Laftan anlamaz teyze gelir, amca gelir oturur, hiç dinlemez, çaresi yok.
Sonra bi de sizinle kötü olmak var.

Yer tutmak büyük sorumluluk, tutamazsan altında ezilirsin.

Taksitli alışveriş

Küçükken insanların nasıl taksitle buzdolabı, çamaşır makinesi aldıklarını anlamazdım.
Çünkü taksitli alışverişi yanlış anlamıştım.
TV'den duyduğum, "12 taksitle buzdolabı..." sözünü kafamda canlandırıp; "kimse almaz ki... bugün ödemeye başlasan taksitlerin bitmesi 12 ay sürer, 12 ay boyunca buzdolapsız nasıl yaşayacaksın ki..." şeklinde bilmiş laflar ederdim.
Biraz daha büyüyünce, taksitli alışverişin öyle birşey olmadığını anladım.
Meğerse en baştan buzdolabını, çamaşır makinesini alıp öyle ödemeye başlıyormuşsun.
Oysa ki ben, 12 ayda çamaşırlar nasıl da kokar diye düşünüp duruyordum.

Gençlik işte.

Unutkanlık ve doktorlar

Şimdi öncelikle bir konuya açıklık getirmek istiyorum.
İnsanlar unutkandır, doktorlar insandır, o zaman doktorlar da unutkandır.
Ama hiçbir doktorun bir insanın içinde makas unutacak kadar unutkan olabileceğini düşünmüyorum.
Bana sorarsanız bu, doktorlar arasında oynanan ufak bir oyundan başka birşey değil.
Bunun ameliyat sırasında oynanan iddialaşma türü bir oyun olduğunu düşünüyorum.
"Var mısın iddiaya bak bu makası adamın içine koyacam, 1 aydan önce farketmeyecek."
"O da birşey mi, böbrek yerine dalağını alacam hiç haberi olmayacak."
Bu tür oyunlar oynayan doktorlara söyleyecek tek bir sözüm var;

Organla şaka olmaz.

Sabırsız teknolojik

Futbolcu karşılamaya havaalanına kadar giden adamla aynı derecede gereksiz tek bir adam var:
"Teknolojik alet için mağaza önünde yatan adam".
Yeni iphone, ipad veya yepyeni bir cep telefonu mu çıkıyor?
Yaz kış farketmez, uyku tulumunu alır, evsiz gibi, çapulcu gibi gider mağazanın önünde yatar.
Sonra bi de gururla anlatır; "bak uykumdan kıstım, yerde yattım ilk çıkan ayfonu ben aldım."
Afferim oğlum, afferim sana, ayfonun var ama çöpçü gibisin, çingene gibisin.
Yattığın yerden soğuğu yersin inşallah.

Hayırlı olsun.

Restorantta TV fobisi

Türlü türlü insan, bin türlü fobi var.
Misal benim fobim, televizyon altına oturma fobisi.
Restoranta giriyorum, çevreme bakıyorum tüm masalar dolu, bi tek duvara asılı olan televizyonun altındaki masa boş. Anlıyorum ki bu fobiye bir tek ben sahip değilim.
Oturduğumla yemeği söylemem bir oluyor, ondan sonra tedirginlik içinde yemeği bekliyorum, bir an önce gelse de yiyip kalksam diye. Bu sırada kafamda senaryolar çiziyorum;
"Nerden baksan 72 ekran, yok yok 104 ekran bu, dev gibi, bi düşse kafamı kesin kırar, neyse ki tüplü televizyonlar kalmadı piyasada, yoksa hiç şansım yoktu, duvar aparatı sağlam mı acaba, dur vidalarına bir bakayım..."
diye diye ne yediğimden bişey anlıyorum ne oturduğumdan. Son lokmamı yutar yutmaz hızla kalkıp derin bir oh çekerek günüme devam ediyorum.

İşte fobi böyle birşey.

Ayva: Olmasa da olur

Mübarek yüce rabbimizin herşeyi bir amaç doğrultusunda yarattığını biliyoruz.
Ama peki ya "ayva"?
Ne meyveye benzediği var ne de başka bir şeye.
Yemekten sonra meyve olarak kimse yüzüne bakmadığı için belki tatlı olarak yutturruz demiş birileri ama o da tutmamış.
Tadının meymenetsizliğinden olsa gerek "Ayvayı yemek" şeklinde bir söz bile türemiş.
Hiç kötü bir durumda "Çileği yedik" veya "Avokadoyu yedik" dendiğini duydunuz mu?
Duymadınız tabi. O yüzden tekrar sormak istiyorum.

Ayva da ne allaşkına?

Tişörtler ve anneler

Bildiğiniz gibi anneler marketten toz bezi almazlar.
Onun yerine pusuya yatıp beklerler ki bir tane tişörtünüz daha eskisin, bir tanesinin daha bir tarafı delinsin diye.
Böyle bir durumda da hiç düşünmeden cart diye ortadan ikiye bölerler tişörtü.
Gün gelir hiç ummadığınız bir anda en sevdiğiniz tişörtünüzü banyonun önünde parçalanmış ve ıslak bir halde bulursunuz.
Allah kimseye böyle acı vermesin.
Bunun gibi durumların yaşanmaması için hemen bugün annenize marketten bir toz bezi alın.

Onu gerçek bir toz beziyle mutlu edin...

Bilinçli tüketici

Bilinçli tüketici nedir?
Efendim bilinçli tüketiciyi tanıyabilmenin en iyi yolu pillerle olan ilişkisini anlamaktan geçer.
Eğer siz de çevrenizde, bitmiş olan normal kalem pili şarj aletine takıp acaba şarj oluyor mu diye deneyen, o olmazsa pilleri tutup buzdolabına koyan, hiçbir çare kalmadığında ise pilleri taşla ezip içine bakan insanlar görüyorsanız, bilin ki o insanlar bunları bilinçli tüketici oldukları için yapıyor.

Çünkü bilinçli tüketici, pili son damlasına kadar sömürür.

Gül yüzlü ve özel ders

Dolandırıcılara muhteşem bir haberim var.
Onlar için yeni bir yöntem ürettim: "Özel ders sahtekarlığı".
--------------
Malzemeler;
Gül yüzlü, bir genç.
Sahtekarlık içgüdüsü.
-------------
Şimdi süreç şöyle işliyor. Elimizdeki gül yüzlü genç adına şehrin her tarafına şu tür ilanlar asıyoruz; "Boğaziçi mezunundan matematik dersi, Boğaziçi mezunundan fizik dersi vs..."
Verdiğimiz ilana düşen kurbanlarımıza gül yüzlü elemanımızı yollayıp velilerinin gözünü boyuyoruz. Veliler onun arkasından "çok da temiz bir oğlana benziyor..." diyor. Haftaya gidip çocukla derslere başlıyoruz. Gül yüzlü matematikten anlıyorsa anladığı kadar birşeyler anlatıyor, anlamıyorsa da kafasından formüller uydurup çocuğa çok marjinal bir matematikçi olduğunu kanıtlıyor. Durum çakılana kadar haftada saati 50 TL'den koparabildiğimizi koparıp evden koşarak kaçıyoruz. Bunu eş zamanlı olarak 100 tane gül yüzlüyle yaptığımızı düşündüğümüzde çok büyük bir servete kavuştuk bile.

İyi dolandırmalar.

Beleşçi hanımlar

Sevgili ev hanımlarımızın affına sığınarak söylemek istiyorum ki; Beleşcisiniz hanımlar.
Pastayı böreği yaparken unun, şekerin eksik olduğunu farkedince hemen zavallı çocuğunuzun masumiyetini kullanıp onu komşuya yolluyorsunuz. Çocuk acı dolu gözlerle; "annem varsa bir fincan un istedi..." derken komşunun yüreği parçalanıyor, fincanla değil poşediyle, kilo kilo yolluyor unu.
Halbuki unun bittiğini farkettiğinizde çocuğu bakkala yollasanız iki dakkada alır gelir afacan.

Ama beleşin tadı ayrı tabi.

Banyo yönetimi

"Bugün yıkanmayayım haftasonu zaten evdeyim..." diyor,
"Dün akşam yıkandım, planım iptal oldu, bugün evdeyim yazık oldu..." diye kahroluyor,
"Saçım biraz yağlı ama olsun zaten arkadaşlar yabancı değil..." şeklinde stratejiler kuruyorsanız,
siz de banyo yönetimi konusunda uzmanlaştınız demektir.
Banyo yönetimi önemlidir, banyo yönetimi gereksiz su tüketimini önler, banyo yönetimi biraz kirli ama daha akıllı nesiller yaratır.

Banyo yönetimi bir sanattır.

Delikanlı film afişi

Birgün uzun metrajlı bir film yaparsam afişinin üzerine içten yorumlar yazdıracam.
Çünkü Holivudun sahte yorumlarla dolu afişlerinden sıkıldım.
"Tam bir başyapıt..."
"Usta bir yönetmen işi..."
"Nefes kesici bir hikaye..."
Holivuda kalsa her film başyapıt. Afişine bakıp da film seçemez olduk. Çıkar ilişkilerinizi bırakıp biraz içten yorumlar yapın da, biz de rahat rahat filmimizi seçelim.

Üzerinde arkadaşına film tavsiye edermişçesine yorumlar bulunduran afişler istiyoruz.

Çevir kazın gazını yanmasın

Bir atasözümüz var, zaman zaman anlamakta zorluk çekiyor insanımız.
Çevir "kazı" yanmasın mı?
Çevir "gazı" yanmasın mı?
diye sora sora dönüyorlar ortalıkta.
Bu ikilemde kalan arkadaşlara bu işin aslını açıklamak durumunda hissettim kendimi;
Aslında kaz veya gaz, hiç farkı yok.
Çünkü ocakta kaz pişirirken kazı çevirirseniz doğal olarak yanmaz, düzgün pişer.
Aynı şekilde gazı çevirirerek kazın altını kısarsanız kazımız gene yanmaz.
Ayrıca arasıra kazı çevirip gazı da biraz biraz çevirirseniz kazın iki tarafı da nar gibi kızaracaktır.
Daha sonra hazırladığınız özel sosu kullanarak kazınızı patates ve salatayla servis yapabilirsiniz.
İşte bu atasözümüzün anlatmak istediği tam olarak budur.

Afiyet olsun.

İks X

Bir mağaza açıyorsanız mağazanıza koyduğunuz isim önemlidir.
Güzel olsun, şekilli olsun ki, insanlar ismine takılmadan gelsin gitsin.
Anlaşılan "İks Alışveriş Merkezi"nin sahiplerinin bundan haberi yok.
Çünkü bunu bilen insan mağazasına "İks" ismini koyup logo olarak da "X" harfini kullanmaz.
Ha kötü isim koyup dikkat çekelim diye düşünmüşlerse, o zaman onlara isim değişikliğine gitmelerini önereceğim.
Çünkü muhtemelen "İks" yerine "Dabulyu Alışveriş Merkezi" ismini kullansalar çok daha fazla dikkat çekerler.

Dabulyu AVM. "W"

Bilgisayardan anlayan adam

İnternet yasağına HAYIR!!!
Niye mi?
Çünkü bilgisayardan anlıyorum.
Sen YouTube'u yasaklıyorsun, öbür gün telefon çalıyor; "Yaa sen yutub'a nasıl giriyorsun? Anlatsana"
Arkadaşa çay içmeye gidiyorsun; "Yaa gelmişken benim yutub ayarını yapsana."
Feysbuku yasaklayacak oldunuz, tansiyonum düşüverdi.

Kimseye acımıyorsanız bilgisayardan anlayan adama acıyın.

118 kardeşliği

Biliyorsunuz bir önceki yazımda milletimizi tehdit eden 118'li numaraların çirkin reklamlarından bahsetmiştim.
Bugün şahit olduğum bir gerçek ise beni karmaşık duygulara itti.
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
Bu reklamların kökünün bizden çıkmadığını farkettiğim için sevindim öncelikle. Ama sonradan silkinip kendime geldim. Hiçbirşey üretemediği için dışardan format getirme şampiyonu olan ülkemiz, bu iki karakteri bile mi kendi üretememişti gerçekten?
İşte bunu farkettiğim an kahroldum.

Kahroldum.

İllet

Sevgili arkadaşlar, son günlerde farkındaysanız birlik ve beraberliğimizi tehdit eden olaylar artış gösteriyor.
Herkesi dikkatli ve sabırlı olmaya davet ediyorum.
Çünkü biliyorum ki günden güne türeyen 118'li numara reklamlarını görüp de sinirden birilerini bıçaklamamak, sağı solu bombalamamak elde değil.
Herkesi sakin olmaya davet ediyorum. Bilmediğimiz numaralar varsa bana sorun. Ben olmazsam soracak Google var, Altın Rehber var, varoğluvar.

Yeter ki 118'i aramayalım da adam gibi reklam yapsınlar.

Metin Şentürk ve espri

Sevgili Metin Şentürk, yettin gayri, usandık.
Espri anlayışını azcık geliştir artık. Ben çocukken böyleydin, kocaman adam oldum hala aynısın.
İçinde görme lafının geçtiği heryerden çıkıyorsun.
Ben böyle indirim görmedim...
Görmeden almam...
Geldim, gördüm, aldım...
Tamam kendinle barışıksın falan ama o da bir yere kadar.

Üç nokta körler derneği olsam seni kınarım.

İntihar haberleri

Zaman zaman gazetelerin üçüncü sayfalarında intihar haberleri görüyoruz.
Bunlar üzücü haberler tabi ama haberin yapılış tarzında kafama takılan bir durum var.
Gelin inceleyelim;
İntihar eden bir erkekse; "Genç yaşta canına kıydı".
İntihar eden yaşlı bir erkekse; "Yaşlı adam canına kıydı".
İntihar eden yaşlı bir kadınsa; "Yaşlı kadın canına kıydı".
Ama gel gör ki, intihar eden genç ve güzel bir kızsa başlık ne oluyor;
"Bu güzelliğe nasıl kıydın?".
Ben buna kısaca "haber editörünün terbiyesizliği" diyorum.

Hayvan herif.

Bir futbol zırvası

Futbolseverlere sesleniyorum.
Zaman zaman maçlardan önce; "sakatlıkları olan şu ve şu futbolcular ve bağırsak enfeksiyonu geçiren şu futbolcu kadroya dahil edilmedi...." şeklinde açıklamalar duyuyoruz.
Sakatlara üzülüyoruz tabi ama bağırsak enfeksiyonu geçirdiği için kadroda bulunmayan oyuncuya üzülmüyoruz değil mi sevgili futbolseverler?
Çünkü o futbolcu bilimsel olarak bağırsak enfeksiyonu geçiriyor olsa da, halk dilinde aslında "motoru bozduğu" için kadroda değil.
Yani şu an maçı tuvalette cep televizyonundan izliyor.

O yüzden olayı bilimselleştirip de durumu farklı gösterme çabalarına kanmayalım diyorum.

Seviyeli ilişki

Her fırsatta "çok seviyeli bir ilişkimiz var" diye demeç veren ünlülere sormak istiyorum; Seviyeli ilişki nasıl oluyor?
Öpüşmek var ama yanaktan mı?
Espri var ama el kol şakası yok mu?
Lakap takmak falan da mı yok?
Gündüz gezip akşam evlere mi dağılıyorsunuz?

Sürekli seviyeli ilişkiler yaşayan Hande Yener, Demet Akalın gibi büyüklerimizden bunun cevabını istiyorum hayırlısıyla.

Muhteşem Yüzyıl ve heyecanlı tepkililer

Biliyorsunuz bugünlerde halkımız çok ateşli ve heyecanlı.
Özellikle konu 'Muhteşem Yüzyıl' adlı dizi olunca.
Bir telaşla bağırıp çağırıyorlar aman tarihimiz öyle değil aman şöyle değil diye.
O kişilere sesleniyorum, madem tarih konusunda bu kadar duyarlısınız, dizilere de ilginiz var, o zaman size küçük bir hatırlatmada bulunayım;
"Bir nesil, dizi diye "Küçük Besleme"yi izleyerek büyüdü.
Şimdi hepsi manyak.
O zaman neredeydiniz tepkililer?

Muhteşem Yüzyıl yayından kaldırılıp yerine Küçük Besleme başlasın da o zaman göreyim o tepkileri.

Google da insan evladı

Google diyince akan sular duruyor.
Ne sorsanız biliyor ne söyleseniz gösteriyor.
Ama hatasız kul olmayacağı gibi hatasız gogul da olmaz.
Bu mantaliteyle yola çıkarak dün oturdum ve düşündüm, öyle birşey yazayım ki gogulun kafası karışsın, şunu mu dedin bunu mu dedin derken cevabı vermekte zorlansın, ben de teknolojiyle maytabımı geçeyim.

Zira öyle de yaptım.

Batıl inançların en dandiği

Batıl inançlı çok insan gördüm.
Merdiven altından geçemeyeni, kara kediden kaçanı...
Hepsini anlarım, kendince mantıklı nedenleri vardır.
Ama elden ele bıçak alamamak da neyin nesi?
Böyle bir batıl inancı hangi kitap yazar allaşkına?
Sofrada oturuyosun, çatalı uzatıyorsun alıyor, bıçağı uzatıyorsun almıyor.

İçinde varsa eğer, kaşıkla bile adam öldürürsün hacım.

En güzel sözler

Gene oturdum, uzun uzun düşündüm ve sonunda Türkçe'deki en güzel söz kalıbını buldum;
"Efendime söyleyeyim"
Öyle bir söz düşünün ki cümleden çıkardığınızda anlamda hiçbir eksiklik olmasın ama cümlenin tadı tuzu kaçsın.
Gelin bir örnekle zenginleştirelim;
"...ondan sonra dedim ki ben buna, bu iş böyle olmaz."
"Efendime söyleyim ondan sonra dedim ki ben buna, bu iş böyle olmaz."
Gördüğünüz gibi anlam hiç değişmedi ama cümle daha bir sıcak daha bir içten oldu.

O yüzden ara sıra konuşurken, nedensizce, efendinize söyleyin...

Büyük hadron çarpıştırıcısı

CERN'de kurulan büyük hadron çarpıştırıcısından hepimizin haberi var.
Bir süredir çeşitli durumlar üzerine deneyler yapıyor.
Hayırlısı olsun. Bilim güzel şey ama ben anlamam.
Zaten deneyin sonucunu da merak etmiyorum, ama bana biri söylesin nolur.
Hadron çarpıştırıcısı ayda ne kadar elektrik yakıyor?
Tedaş'tan gelen o kağıdı bir göreyim başka şey istemem.

Vallahi istemem.

Markanın önemi

Ben markaya önem vermem, aman ne gerek var bu markaya bu kadar para vermeye şeklinde bilmiş cümleler kuranlara ufak bir sorum olacak;
Evinize hangi marka eşya almak isterdiniz?
a- Moulinex
b- Ariston
c- FAKİR

Şimdi bir daha düşünün bakayım.

Çeşitli sesler

Hıçkırırken çıkan ses = Hıçk.
Tamam.
Hapşururken çıkan ses = Hapşu.
Ona da tamam, hepsi çıkan seslerden türemiş.
Peki afedersiniz ama ya osurmak?
"Osur" şeklinde bir ses çıkararak yellenen gördünüz mü hiç?

Burda bir yanlışlık var.

Ticaret fikirleri: 2

Daha önceden ticaret üzerine yazdığım bir yazıda parlak bir fikrimi sizlere sunmuştum. Bir pet shop açıp "Penguen alana, buzdolabı bedava" şeklinde bir hizmet sunacaktım.
Maalesef ticarette parlak fikirler her zaman tutmuyor.
Battım.
Ama yepyeni bir fikirle ticarete yeniden dönüyorum.
"Evden eve bakliyat"

Bu sefer tutacak.

Boks sporu

Normal sporlarda rakibine yenilince "yenilmiş" oluyorken, boksta yenilince "dayak yemiş" olmak çok kötü.
Mağlup olmuş bir futbol takımının oyuncularına bakıyorum, kafalarını eğip gidiyorlar. Golfçüye bakıyorum, çantasını topluyor, arabasına biniyor, çimenlikte geze geze gidiyor.
Ama yenilmiş bir boksöre bakıyorum, kafasını eğmesi ayrı, yüzündeki "bu suratla mahalleye nasıl gidecem, anamın babamın yüzüne nasıl bakacam..." bakışı apayrı.
İşte boksörlük bu yüzden zor.

Gençlere tavsiyem; yol yakınken, mantıklı sporlara yönelin.

Teknolojinin vardığı son nokta değil: Tepegöz

Şimdiki gençler pek şanslı. Teknoloji çok gelişti.
Hepsinin okullarında bilgisayar odaları falan var.
Bizim zamanımızda ise bir okulun sahip olduğu en büyük teknoloji "Tepegöz"dü.
İsmini ilk duyduğumda biraz ürkmüştüm ama sonradan zararsız olduğunu anladım.
Oysa ki hoca; "Tepegöz'ü getirin.." diye seslendiğinde içeri bir yaratık girecek sanmıştım.
Sonra alıştık tabi, ders bitiminde aleti açıp parmak işaretleriyle gölge oyunları yapmalar, çeşitli şakalaşmalar falan.
Şimdiki gençler bilgisayarla internetten ders mi işler oyun mu oynar ben karışmam.

Ama bir tepegözün sıcaklığı hiçbirşeyde bulamazlar.

Dayı>Doktor>Avukat

Doktor güzel ve havalı bir ünvan evet. "Dr."
Avukat da öyle. "Av."
Ama bana sorarsanız, kısaltması bile olmayan ve onlardan çok daha havalı olan tek bir ünvan var. O da "Almanya'dan gelen dayı" ünvanı.
Hiçbir küçük çocuk, mahalledeki arkadaşlarına böbürlenerek; haftaya doktor, avukat, mühendis amcam geliyor demez.
Ama o çocuğa Almanya'da yaşayan bir dayı verin bakalım, nasıl ballandıra ballandıra anlatıyor herkese, nasıl pencerede bekliyor dayısını.

Tahsil yapmadan herkesin gurur kaynağı olan adam: "Almanya'daki dayı"

Kıyafet modası

Kıyafette moda denen şeyi bi türlü anlamadım gitti.
Modaya meraklı kızımız ne yapıyor?
Dolabını açıyor bir bakıyor giymek için çıkardığı kazağı eskimiş, üstünde 2-3 tane delik açılmış. Hemen kaldırıp atıyor kazağı. Sonra gidiyor lüks mağazaya yeni bir kazak almak için.
Reyonları gezerken o sırada moda olan kazak gözüne çarpıyor, bu sezonun modası "eskitilmiş, kendinden yırtık kazaklar" diyorlar bizim safa.
Saf kız gidip az önce çöpe attığı kazağı para verip geri alıyor, güle oynaya evine gidiyor.

Ah moda meraklısı saf kızım benim.

Kulaklık paylaşımı ve ölümcül hastalıklar

Bilimadamları bu konuda bir araştırma yaptı mı bilmiyorum ama bence mp3 çaların kulaklığını arkadaşla paylaşmak birçok hastalığın habercisi.
Kulaktan kulağa geçen pislikten falan bahsetmiyorum. Bunlar küçük şeyler. Kulaklığı getirip zorla kulağına sokan arkadaşın yarattığı ruhsal çöküntü ise çok daha zararlı.
"Bak dinle çok güzel şarkı..." diyerek yanına sokulan adamla 5 dakika boyunca kafaları tokuştura tokuştura müzik dinlemeye çalışma eziyeti ayrı, şarkı bittikten sonra beğenmedim dersem üzülür mü diye diye kendini yormak ayrı dert.
Kulaklık düşmesin diye sabit durmaktan bel ve boyun sağlığının bozulacağı ise zaten garanti.

Sağlığınız içi müziğinizi kendi kendinize dinleyin.

Bar işi restorant işi

Bir akşam çıkıp bir barda oturuyorum, bir bira söylüyorum.
Bira geliyor, parasını verecem, soruyorum; ne kadar?
Barmen; "10 TL" demez mi?
Önce içimden bir yuh çekiyor, sonra usulca başlıyorum hesaba:
-Bir bira bakkalda ne kadar?
-Şu kadar.
-E bunlar toptan alıyor bunlara daha ucuza gelir, şu kadar lira olsa...
Ardından hemen kafamı kaldırıyorum etrafa bir bakıyorum, içerde tahmini 70 kişi var,
-70 kişi, adam başı 2 bira içse 140 bira, 140 çarpı bilmemkaç TL...
Gecede bu kadar, ayda şu kadar kâr...
Bu hesapları yaparken benim bira ısınıyor, yenisini söylüyorum.

Ve sonunda her zaman diyorum, bu bar-restorant işinde iyi para var...

Yükselen burcum

Astrolojiden pek çakmam, burçların özelliklerini de bilmem.
Hele yükselen burç ne işe yarar hiç mi hiç anlamam.
Daha doğrusu anlamazdım.
Ama yıllar boyunca çeşitli burç meraklılarını gözlemleyerek yükselen burcun işlevini çözdüm.
Meğer yükselen burç züğürt tesellisinden başka birşey değilmiş.
Burç meraklısı günlük burç sayfasını açar, burcunda yazanı okur, durum güzelse sayfayı kapatır geçer, ama eğer asıl burcunda; "maddi sorunlar var, ilişkide gergin bir gün vs.." gibi şeyler yazıyorsa morali bozulur ve hemen yükseleninde teselli arar.

İşte yükselen burç bunun için vardır.

Türk hekimlerine çağrı

Tıbbın çaresiz kaldığı durumları biliyoruz.
AIDS, kanser vs halen tam olarak çözülemeyen durumlar.
Bunun yanında, yılda milyonlarca insanı rahatsız eden ve tıbbın değil ama benim şuurumun çaresiz kaldığı bir durum var;
"Damar damar üstüne binmesi."
Sürekli çevremizden yakınmalar duyuyoruz; "ah damar damar üstüne bindi, ay yandım mahvoldum..."
Ama kimsenin elinden gelen birşey yok, çünkü bir damarın diğerinin üstüne nasıl bindiği ve orda ne yaptığı tam bir muamma.

Bu konuyu aydınlatması için hekimlerimizden yardım bekliyoruz.

Eskitilmiş kaşar züppeliği

Mutfak dünyasında anlamakta zorlandığım bir durum var.
Buzdolabındaki 2 haftalık kaşarın sararıp yeşerdiğini görünce "aman bu eskimiş" diyip kaşarı atan ev hanımı ablaya sormak istiyorum.
Sevgili abla; güzelim kaşarı israf ediyorsun, sonra da markete gidip eskitilmiş kaşara bir sürü para veriyorsun.
Elini vicdanına koy da söyle, marketten para verip özellikle aldığın o eski kaşarı kendi buzdolabında görsen; "ay bozulmuş, küflenmiş bu" diyip anında çöpe atmaz mısın?
Atarsın.

Bu israfa bir son verip kendi eskimiş kaşarlarımıza sahip çıkalım artık.

Sonradan star

Yarışmalara katılan özgüveni fazla insanı hiç sevmiyorum.
Kameraları görünce yılların şımarık starı edasına bürünüp bir cakalar bir espriler.
E rahatsız oluyorum haliyle, sonra napıyorum?
Vakit kaybetmeden bedduaya başlıyorum.
"İnşallah karşına çıkacak ilk soruda elenirsin de 5 kuruş kazanamazsın şımarık star."
"Sen kazanacağına kanal kazansın
"Yarışmanın olduğu yere taksiyle git, dolmuşla dön işalla."

Ama tabi her zaman onun iyiliği için istiyorum bunları.

O kadar parayla kafayı yer bu.

Romantik komedi

Geçenlerde bir romantik komedi filmine denk geldim, izledim ama hiç zevk almadım.
Aslında film eğlenceliydi, düşündüm, niye ben bu filmi beğenmedim diye.
Cevabı bulmam geç olmadı.
Çünkü filmde ne Hugh Grant ne de Julia Roberts vardı.
Ondan sonra dedim ki kendime, Hugh Grant'siz bir romantik komedi, susuz kalmış çiçeğe benzer.
O tatlı gülümsemeler, o çıtkırıldım, çapkın bakışlar. Julia Roberts'ın saçları savurup gitmeleri falan.
Bu ikisi hep çevremde olsun, dedikodularını yapayım istiyorum.

Allah Holivudu onlardan eksik koymasın yarabbim.

Spartaküs teri

Genç kızlarımızın bir konuya dikkatlerini çekmek isterim.
Aldanmasınlar.
İki yüzlü Holivud, Spartaküs'ün kaslı vücuduna teri basıyor da basıyor.
Sonra benim hanım kızım onu izleyip; "Vaayy ne kadar seksi, of terler de kaslı vücudundan nasıl süzülüyor..." diye diye iç çekiyor.
Ama bilmiyor ki Spartaküs'ünkiyle, benim dolmuşta terleyen vatandaşımın teri aynı ter, aynı pislik.
O yüzden genç kız, kendine gel, dolmuşta terleyen abime burun kıvırıp; "Ay deodorant nedir bilmez misiniz, ay nasıl de terlemiş pis şey..." gibi sözler sarfedip de akşama evde Spartaküs izlediğini görmeyim.

Ayıp olur.